Başkalaşım

Bugünler de (korona günleri) sık sık çevremde duymaya başladığım bir söylem;
‘Varoluş sancısı çekiyorum!’  Yalnız, sorgulayan, acı çeken, sıkılmış, bunalmış insanın serzenişi de diyebiliriz.

Egzistansiyalizm ya da varoluşçuluk ne demek?

Bu konuda son zamanlarda çok değerli yol arkadaşı olan biz kurbağaların, Google’da küçük bir araştırma yapınca; beni en tatmin edici açıklamayı Önder Kosbatar’ın ‘Taşlar Kimin İçin Yuvarlanıyor‘ adlı kitabında buldum.

“Ritter’in varoluşçuluk üzerine söyledikleri bize varoluşçuluğu tanımlamamış; ancak onun konumunu göstermiştir. Ona göre varoluşçuluk, ” köklerinden kopmuş… Temelini yitirmiş, geçmişe, tarihe güvenini kaybetmiş… Toplumda yabancılaşmış… Mutsuz, huzursuz insan varlığını dile getiren ve toplum içinde yaşayan bireylerin tehdit altında olduğu… Günümüzle gelenek arasında ki bağlantının koptuğu… İnsanın manasız bir varlık haline geldiği, kendi kendini yitirmek tehlikesinin baş gösterdiği yerde” kendisini gösteren bir felsefedir.”

Türk edebiyatına 1940’lardan sonra giren ”Bunaltı ya da Bunalım Edebiyatı” da diyebileceğimiz varoluşçuluğun en iyi temsilcilerinden biri Oğuz Atay‘dır.

“Felsefe kitapları okumayı denedi. Bir süre sonra iki kere ikinin dört olduğundan kuşkulanmaya başladığı için bıraktı.”

                                          Tutunamayanlar, Oğuz Atay

Yazarımız yorgunluk, aldatılmışlık, yalnızlık ve yenilmişlik gibi duyguları başarılı bir şekilde dile getirmiştir.

“Hani yarınlar güzel olurdu diyorlardı Olric. Bu yaşadığımız günde dünün yarını değil mi?”

                                            Tutunamayanlar, Oğuz Atay

Varoluşçuluğun bitmek bilmez sorularının amacı insanı ve doğayı anlamlandırma çabası yada öze ulaşma isteğidir.

Bu dünyaya niçin geldim?
Ben kimim?
Yaşam amacım ne?
Var olmak ne anlama geliyor?
Yokluk nedir?
Ahlak nedir?
Erdem nedir?
Gibi sorularla karşımıza çıkar bu sancı.

“İnsanın, kendisi gibi olmak istemediği zamanlar da varmış.”

                                            Tutunamayanlar, Oğuz Atay

Doğum sancısına benzer bir sancı çekiyoruz; belli aralıklarla düzenli olarak gelmeye başladıysa biliyoruz ki yeni bir sen doğuyor!

Peki, bu yeni doğan tertemiz masum seni nasıl yönlendireceğiz?

Böyle buyurdu Zerdüşt kitabında Friedrich Nietzsche‘nin sık sık dile getirdiği, hayalini kurduğu, sadece ‘yalnızların’ ulaşabileceği düşündüğü, erdemli ‘üstinsana’ geçmek için güzel bir yol gösterici sayılabilir. Tekrar tekrar okunası kutsal kitap da diyebiliriz.

“Size Üstinsanı öğretiyorum. İnsan aşılması gereken bir şeydir. Onu aşmak için siz ne yaptınız?
Şimdiye dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şey yarattılar; ama siz bu büyük taşkının cezri olmak ve insanı aşmak yerine hayvana geri dönmek mi istiyorsunuz?”

                                       Böyle Söyledi Zerdüşt, Friedrich Nietzsche 

Fazlasıyla kendi kendimize kaldığımız bu dönem de çoğumuz için bir uyanış olmaya başladığını sanıyorum ya da umut ediyorum. Birey olduğumuzun farkındalığı gittikçe artıyor.
Evet her yerde söylenildiği gibi bu günler bittiğinde hiçbirimiz eski biz olmayacağız…

Biraz daha yalnız, biraz daha özgür, biraz daha erdemli biraz daha başkalaşmış…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun