Bağışıklık Sistemi Çökerse İnsan Da Çöker

Bu yazıda bahsedeceğim şey konusunda hepiniz şaşıracaksınız ve ilk kez duyacaksınız.

Hazır mıyız?

Ne PETROL
Ne SU
Ne ALTIN
Ne BOR
Ne TORYUM

Hepsini bırakın bir kenara..

İnsanın olmadığı bir yerde bunların ne önemi var?

İnsanın çok olduğu Dünyada ise, kıtlığın yarattığı yokluk düzeninde var olmak için VARLIK savaşları yaşandığı da kesin.

Bu savaşlar İntikam duyguları, Kin, Nefret gibi geleceği tehdit eden düşmanlık duygularını da besliyor ve tehlikeli oluyor. Terör bu yüzden var. Varlık için savaşan ulusların da geleceğini tehlikeye atıyor. Sürekli bir huzursuzluk içinde mutlu olamadan yaşamak, sürekli karanlıkta yaşamaya mahkum olmak ta arzu edilen bir durum değil tabi ki.

Düşmanlık duygularını arttırıp geleceği tehlikeye sokmadan savaşmanın yolu da SİNSİ SAVAŞ yöntemlerini uygulamaktan geçiyor.

Yeni Dünya düzeninde bireylerin BAĞIŞIKLIK Sistemlerini zayıflatmaya, yok etmeye ve onların kendi kendilerine çeşitli hastalıklar edinerek yok olmasını sağlamaya yönelik silahlar kullanılıyor.

Bu silahların ne şekilde dağıtılacağı, kimlere uygulanacağı ve elde edilecek saha sonuçlarına göre geliştirilecek yeni yöntemlerin neler olacağına dair araştırmalar ve denemeler sürüyor.

Ancak bu güne kadar elde edilen bulgular, bu silahları yaratan toplumların da geri dönüşler nedeni ile etkilenmiş olmaları.

Ne zaman top yekün saldıracaklar biliyor musunuz?

Geri dönüşlerde kendilerini etkilemeyecek korunma yöntemlerini geliştirdikleri zaman.

1950 li yıllarda Marshall yardımları ile bu topraklara saha deneyi için girdiler. İlk yaptıkları şey algı mühendisliğine yönelik çalışmalar oldu ve “Zeytin yağlı yiyemem aman” diye bir Türkü yaptırdılar. Bu kıvrak melodiyi beğenmeyen, sözlerini söylemeyen hiç kimse kalmadı ve Bitkisel margarine geçiş yaptık. Diğer taraftan ünlü kocaman kocaman Kalp cerrahı Profesörlerimiz radyolarda, TV’lerde Tereyağı sakın yemeyin, eti yağsız alın diye bilgece öneriler sıraladılar. Benim asla terk etmediğim YUMURTA da bu kavgaya dahil edildi.

Her ne kadar ben bu açıklamalara itibar etmeden tüketmeye ve yaşamaya devam ettiysem de çevremdeki insanların %95 i maalesef riayet etti

Bu günler de ise Tereyağı, Yumurta, Yağlı et tavsiyeleri tavan yapmış durumda. Aman tüketin diye yalvarıyorlar.

Ne oldu da bu ürünlerin sicili temize çıktı?

Olan şu;

Bütün bu hayvanlara %100 GDO lu yemler tükettirip ete ve süte bağışıklık zayıflatıcı maddeleri geçirmeyi başardılar da ondan. Bazı yerlerde öncelikle KEÇİ eti,sütü olmazsa Kuzu önerilerini cılız bir ses olarak duyuyorsanız sakın bunu ihmal etmeyin derim.

Şimdi gelelim tüm bunlardan bizi koruyabilecek yönteme ve o müthiş KİMYASALA.

Bundan tam 12 yıl önceydi. Dünyaca ünlü bir Japon şirketinin Gen. Md. Yrd’sı arkadaşım beni ofisine çağırdı. Benden Türkiye’nin farklı bölgelerinden ve o bölgelerdeki ağaç türlerinden toplanmak üzere 1 er kg.’lık cam kavanozlar içerisinde ZEYTİN Yaprağı numunesi istedi.

Bir yandan toplatma iletişimini sürdürürken diğer yandan bunların ne olacağı? Neden talep edildiği(?), yönünde sorular sormaya başladım. Bana bu numunelerin çok ünlü bir ABD Gıda analizi laboratuvarı için talep edildiğini, esasen içerisinde bulunan FENOL BİLEŞİK olarak tanımladıkları bir maddenin oransal olarak durumunun araştırılacağını söyledi.

Konunun başında bahsettiğim ve yazının buralarına kadar sizi merak içerisinde bıraktığım o müthiş madde:

OLIVE CHANTAL

Olive : Zeytin yağı               CHANTAL: acımsı ekşimsi tat

Bu madde araştırma yaptığım tarihte (Google üzerinden/ Sonra bu yazılar her ne hikmetse kaldırıldı,silindi) ABD araştırmacıları tarafından (5 yıl önce) bulunmuş ve insan için yer yüzünde tespit edilmiş olan Bağışıklık sistemi koruyucusu olması sebebi ile en büyük ilaç olarak tanımlanmış.

Özellikle, Soğuk Sızma Zeytin Yağı içerisinde bulunur. Fenol bileşik olduğu için uçucudur. Sıcak Sıkma ve Rivyera tiplerinde uçar, bulunmaz. Yaprakta da bulunmaktadır.

Amaçları bu ürünü tüm çocuk mamalarına, içeceklerine çikolata gibi tüketim malzemelerine koyarak yeni gelen nesilleri daha korunaklı hale getirmek.

Bana verilen sipariş tonaj olarak sınırsızdı. Fiyatı da ben belirleyecektim, ama nasıl üretileceğini bilmediğim, bileni de bulamadığım için o tarihte kaldı.

Şimdi Türkiye’de Zeytin ağaçları neden kesiliyor? Yeni ağaç dikmek neden yasak? Ve bu yasalar çıkarılırken Din açısından Zeytin ağacı “Yahudi saklayan” düşman ağaç ilan ediliyor. Bu yasalar kim tarafından ne karşılığında çıkartılıyor?

ve Bugün TV ler de verilen bir haber:

Dünya Sağlık örgütü ülkelerin ne kadar sağlıklı olduğu yönünde bir araştırma yapmış Dünya 1.ncisi İSPANYA

Haydi hayırlısı,

Umarım, zihinlerinize ufak bir bilgisel ata bilmişimdir.

3 thoughts on “Bağışıklık Sistemi Çökerse İnsan Da Çöker

  1. İspanya akdeniz’in en büyük üreticisi, Yunanistan simsar eskiden beri,
    Suriye de de var keçi b.ku ağaçları ama rağmen çok kıymet veriyorlar,(bizim zeytinin yanına yaklaşamaz)
    bizde sadece ege-akdeniz değil, Antepte de yetişiyor zeytin karasal iklimde ÜLFET markasını hatırlarsınız.
    Güney amerika ülkeleri ve Mısır 90’lı yıllarda zeytin yetirştirmeye başladı iyi kötü.Türkiyenin hala zeytin ağacı envanteri yok! Sebebi net Allah yanlış yapmış da bu kadar ekabir bir millete zeytin ağacı vermiş, zeytin köylüsü zengin (göreceli) Allah ne verdiyse yetiniyor neredeyse kılını bile kıpırtadmıyor. Henüz şehirden kopamamış fasulyeden bir zeytin üreticisi olarak konu beni neredeyse verem etti edecek!
    Ercan bey bu güzel ve faydalı bilgilendirme için teşekküler.
    Bağlamla alakalı olarak bir bilgi aktarmak istiyorum;
    5 sene kadar önce hatırlarsanız bir konu döndü sosyal medyada, “sıgn stone” kimin yaptığı/yaptırdığı belli olmayan bu anıt ingilterenin bilmem neresine dikildi , (yazınıdan sonra aradım görselini bulamadım hepten kuşkulandım) anıt dünyanın geleceğine dair yazılı öğütler ,çeriyor, son maddesi 500 milyon yeter!
    muktedirler dünya nüfusunu 500 milyona indirmeye kararlı.

    selamlar

    1. Şimdi size benim Zeytin Toplama makinesi patentimin olduğunu ve bu makinenin prototipini Ankara Ünv.Ziraat Fakültesi hocaları ile geliştirdiğimi,ancak üretici olmadığımı söylesem.. Bu konuyla ilgili çok büyük araştırmalar yaptığımı söylesem…

  2. tebrik ederim Ercan bey, önerim bir an evvel üretici olmanız (hem zeytin hem makine) yönünde olur Ercan bey.
    bizim çiftçiyi, ağacın ciğerini söke söke/döke döke zeytin toplamaktan vazgeçirirsiniz inşallah.
    Benim Gömeçde 100 ağacım var (küçük ölçek) makineye ihtiyacımız olmadı hiç ama çevreden duyuyorum.
    Yazınızda bahsettiğiniz kimyasal sanırım, soğuk sıkma kontinülerde toprağa sızdırılan karasu’yun içinde zebil oluyor, atık olarak değerlendirilen bu su, günümüz arıtma teknolojileri ile çok iyi arıtılamıyor ve maliyeti yüksek gözüküyor.
    Kontinü tesis sahipleri tanklarda bekletip çöktürüyoruz diyorlar ama, tankların altı toprak yani direk süzdürüyorlar. (arıtma tesisi projeleri yaptığım için çevre müh.’leri ile bu konuyu çok tartıştık) Zeytin üreten bölgelerdeki belediyeler arıtma tesisi yapılmasını istiyor fakat sponsor da istiyor, yani öz kaynaklarından arıtma yatırımı yapmıyor. Karasu taprağa süzülüp , yakın çevresindeki bir kanala karışıyor ve denize gidiyor, deniz yazlık/tatil bölgesinde ise , görsel rahatsızlık (bulanık deniz suyu) vermekle birlikte, konu bölgenin ihtiyarları tarafından çok beğeniliyor çünkü cilde iyi geliyor.
    şimdi bu bildiklerimi sizin yazdıklarınızla birleştirince, bu karasu’yun hikmeti (alamet-i farikası) aklımda netleşti,
    tabiat arıtlımasına müsade etmediği gibi, “madem chantal’ı ayıramıyorsunuz bari bırakın da ihityarla nemalansın” şeklinde yol veriyor karasu’ya. Şu ayrıştıma meselesini konuşabilsek/araştırabilsek çok güzel olur.
    selamlar.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun