Atatürk’e hakaretin gizli kodları…

21 Mayıs 2017 Pazar günü Habertürk Gazetesinden Kübra Par ile felsefeci-düşünür Dücane Cündioğlu ülkedeki gidişatı konuşmuş. (Söyleşi kapsamlı, Atatürk’le ilgili bölümünü aldım.)

Sonunda bu kadar ileri gittiler.

Soru: Son günlerde Atatürk’e ve ailesine hakaret edilmesi üzerinden başlayan tartışmalara nasıl bakıyorsunuz? İslami ya da muhafazakâr kesimde öteden beri Atatürk’e karşı eleştirel bir yaklaşım var. Bunun kökeni nedir?

Cevap: Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili dolaşıma sokulan bu tür müptezelliklerin kendisine dayandığı ana kaynak, “Sinop Dr. Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi”ne adını veren şahsın, Dr. Rıza Nur‘un “Hayat ve Hatıratım” adıyla 4 cilt olarak yayımlanan anılarıdır. Benim de gençken merakla heyecanla okuduğum kitaplardan biriydi, çok sonraları Osmanlıca el yazması da basılmıştı. Sözüm ona siyasal bir hesaplaşmanın, kişisel bir gayzın (hiddet, kin, öfke) ürünü, hastalıklı bir ruhun eseridir. Büyük bir sırrı öğrenecek olmanın hevesiyle yanıp tutuşan dindar gençler arasında yıllarca elden ele dolaştı, bilhassa 1980’li yılların başında. Hangimiz o sayfaların etkisinde kalmadı ki? “Hayat ve Hatıratım” ideolojik taassubumuzu doyuran bir dedikodu hazinesi gibiydi. Bu tepkilerin önemli bir kısmı bilinçten ziyade bilinçdışına ait gibi görünüyor. Yaklaşık 40 yıldır okuyan, yazan bir insanım, konuşmalarıma, yazılarıma dikkat ederseniz benim bile yıllarca “Atatürk” adını telaffuz etmekten kaçındığımı fark edersiniz.

Okullarda Atatürk ve Cumhuriyet tarihi müfredattan neredeyse çıkarılmış haldeyken bir de çocukların beynini yıkamaya çalışıyorlar.


Soru: Sizin de mi ön yargınız vardı?

Cevap: Ön yargıdan çok ideolojik refleks. Bir mahalleye aidiyetin bedeli. İdeolojik grupların alerji duydukları konular ve seçtikleri kelimeler vardır.

Örneğin ben yıllarca “Tanrı” demedim “Allah” dedim, “olanak” demedim, “imkân” dedim. Demediklerimden biri de Atatürk‘tü. Hep Mustafa Kemal dedim, Atatürk demekten kaçındım. Hiç kuşkusuz bu, övmek zorunda bırakıldığım bir tarihsel figürü zorla övmekten kaçınma güdüsüydü. Hiç hakaret etmedim ama zora da boyun eğmedim. Atatürk’ten dünya görüşüme uygun olarak ve daima kendimi en iyi hissedeceğim şekilde, “Gazi Mustafa Kemal” olarak söz ettim.

Günümüzde Atatürk’e hakaret edenlere, şeref madalyasından terfilere kadar türlü ödüller veriliyor.

Bugünün geçkin ve yetişkin “apışarası tarihçileri” de işte “Hayat ve Hatıratım”a ait o sayfaların arasından devşirdikleri yalan yanlış bilgilerle tarihi kurguluyorlar. Siyasal zemin vasat olduğunda entelektüel zemin de vasatlaşır. Yazılanlar tarih değil, taassub ve iftira varakası. İdeolojik bir kampın adamı olarak okuyup düşünenler genellikle karakter zaaflarıyla birleşen ideolojik nefretleri sayesinde bu tür haltlar karıştırmaya hevesli olurlar. İnsanı soyuyla, ailesiyle, yakınlarıyla vurmak ve kökenlerini algı operasyonlarında malzeme olarak kullanmak bizim gibi salt soy asabiyesine dayalı toplumların yazgısı.”

*** *** *** ***

Atatürk’e hakaretin olmadığı zamanlarda uygulanan bu kanunla eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürülmüştür; toplum algı manipülesiyle yönlendirilmiştir.

ABD ve Batı; Atatürk’ü devlet adamı, asker, lider olarak hep önemsemiştir ama Cumhuriyet’i, kurumlarını, çağdaş laik Türkiye’yi hiç sevmedi.

Çünkü aydınlık bir Türkiye’yi kendileri için tehlike görüyorlar. Müslüman laik çağdaş bir Türkiye Ortadoğu’ya rol model olabilir, Ortadoğu’nun uyanması kendileri açısından istenmeyen sonuçlar doğurabilirdi!.. Köy Enstitülerinin kapatılmasında ABD bu gerekçeyle çok etkili olmuştur. O nedenle AB temsilcilerinin Atatürk’ü değersizleştirmeye yönelik söylemleri çok bilinçlidir. Resmi dairelerden Atatürk fotoğrafları indirilmeli demeçleri vermişlerdir. Özellikle AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte Derin Tarih dergisi Atatürk’ü kötüleme, hakarete varan çalışmalarını oldukça hızlanmıştır.

Bütün bunlar bir planın parçasıdır. Toplumların geleceğini farklılaştırmak için geçmişle bağını koparmak, değersizleştirmek gerekir. Atatürk’e ve Cumhuriyete saldırıların özü budur. Üstelik bunu yanlış bilgilerle, çarpıtılan tarihle, iftiralarla, kurgularla ahlaksızca yapıyorlar.

Ali Erbaş ve birçok imam Atatürk’e hakaret ile toplumu etkilemeye ve dinsel duyguları istismar ederek, ülke kurucumuza hainlikle; kutsal bir insanın günahına girmekten çekinmiyorlar.

AKP çevresi yıllardır Yeni Türkiye söylemini dile getiriyor. Bu söylemi ilk dillendiren eski CIA elemanı Graham Fuller‘dir, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” diye kitap yazdı, Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarma projesini Osmanlıcılık diye gösteriyor. Bu bir yutturmacadır. Saddam’ı Kuveyt’e saldırtan büyümeye teşvik eden de ABD’dir. Bu projenin esas hedefi “Büyüterek Küçültme”dir. Puzzelın parçaları birleştirildiğinde ülkemiz büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bahçeli de son Anayasa ve Başkanlık çıkışı ile bu tehlikeye bilerek veya bilmeyerek katkı yapmıştır.

Bu topraklarda Atatürk’ü özümsemeden bağımsız bir ülke ve bağımsız bir iktidar olamazsınız. Sonra emperyalizmin oyuncağı olursunuz, tarihe hain olarak geçersiniz…

Serdar Yılmaz-Emekli Öğretmen

Not; Bu yazı ilk olarak 24 Mayıs 2017 tarihinde https://medyagunlugu.com adresinde yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun