Atatürk Ve Din (16)

Gezdiğim ve gördüğüm her yerde millet, cehalet ve bağnazlığa savaş açmış haldedir. Uygarlık ve yenilik yolunda bir an kaybetmeye onayı yoktur. Paslı beyinlerin bilinçsiz dil uzatmaları, birden, milletin ortak ve müthiş feveranıyla bunalmaktadır. Bunu gözlerimle gördüm.

 Eylül 1924 ASD, c.V, s. 149.

Geçmişin kurumları, başından sonuna kadar milletin başında yumruk tutan bir sürü zorbalar kadrosundan başka bir şey değildir. Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar. Geçmişin gafletlerinin, paslı tembelliklerinin Türkiye halkının beyninden silinmiş olduğunda, şüphe ve tereddüde yer yoktur. Ulaştığımız mesut durumdan bir adım geriye gitmek, kimsenin söz konusu etmeye dahi yetkili olmadığı kesin bir hakikattir.

31 Ekim 1924 ASD, c.III, s.75-7

Halifelik, geçmişin bir rüyası olup zamanımızda varlık nedeni yoktu. Tunuslu, Mısırlı ve Hintlilerle diğer Müslümanlar, hakikatte İngiliz tahakkümü altında veya Fransız uyruğundadırlar. Yakında Mısır’da bir halife tayin edilecekmiş.

 25 Kasım 1924 ASD, c.V, s.107.

î fikirlere ve inançlara saygılı olmak, öteden beri tabiî ve genel bir anlayıştır. Bunun aksini düşünmek için sebep yoktur.

11 Aralık 1924 ASD, c.III, s.78.

Bizim; akıl, mantık, zekâ ile hareket etmek şiarımızdır. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu hakikatin kanıtıdırlar.

5 Ocak 1925 ASD, c.V, s.210.

Fikrimiz, zihniyetimiz uygar olacaktır. (…) Uygar olacağız. (…) Bütün Türk ve İslâm dünyasına bakınız. Zihinleri uygarlığın emrettiği kapsam ve yükselmeye uymadıklarından ne büyük felaketler, ne acılar içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız ve nihayet son felaket çamuruna batışımız bundandır. Beş altı sene içinde kendimizi kurtarmışsak, bu, zihniyetimizdeki değişikliktendir. Artık duramayız. Herhalde ileri gideceğiz. Geriye ise hiç gidemeyiz. (…) Uygarlık öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona kayıtsız olanları yakar ve mahveder.

 24 Ağustos 1925 ASD, c.II, s.207.

İstanbul’da saltanat ve sefahatlerinin, menfaatlerinin devam ettirilmesini düşmanların anavatanımızı istila etmek emellerinle uydurmakta, onlarla işbirliği yapmakta, düşman devletlerin her isteğine boyun eğmekte asla tereddüt göstermeyen, vicdanları sızlamayan, milletimizin hür ve bağımsız yaşama azmini kırma için haince girişimlerden çekinmeyen sultan ve halifelerin, artık bu vatanda asla yeri yoktur ve olamaz (kesinlikle olamaz ve olmayacaktır sesleri).

 26 Ağustos 1925 ASD, c.V, s.36.

Sevgili kardeşlerim, fikir ve kavrayış sahibi olduğunu büyük olaylarla kanıtlamış olan bu millet; Allahın gölgesi, peygamberin vekili olduğunu iddia küstahlığında bulunan halife unvanındaki gafillere, cahillere, ikiyüzlülere vatanında, vicdanında yer verebilir miydi? Bunu sizden soruyorum (haşa, kesinlikle sesleri). Büyük millet, dünya uygarlık ailesinde saygın bir yere sahip olmaya lâyık Türk milleti, evlatlarına vereceği eğitimi, okul ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki tür kuruma bölmeye, halen katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe aynı fikirde, aynı zihniyette bireylerden oluşan bir millet yapmaya imkân aramak abesle uğraşmak olmaz mıydı?

 28 Ağustos 1925 ASD, c.II, s.209-210.

Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve şekilleriyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. Devrimlerimizin asıl ilkesi budur. Bu hakikati kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler bütünüyle atılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyine hakikat nurlannıyerleşürmek olanaksızdır.

30 Ağustos 1925 ASD, c.II, s.214.

Ölülerden yardım istemek, uygar bir toplum için utanç vericidir. Mevcut tarikatların amacı, kendilerine bağlı olan kimseleri dünyevi ve manevi olan hayatta mutlululuğa eriştirmekten başka ne olabilir? Bugün bilimin, fennin, bütün kapsamıyla uygarlığın ışığı karşısında, filan veya falan şeyhin uyarısıyla maddi ve manevi mutluluğu arayacak kadar ilkel insanların, Türkiye uygar topluluğunda varolmasını asla kabul etmiyorum (şiddetli alkışlar). Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakikî tarikat, uygarlık tarikatıdır (sürekli alkışlar). Uygarlığın emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için yeter. Tarikat reisleri, bu dediğim hakikati bütün açıklığıyla kavrayacak ve kendilerinden, derhal tekkelerini kapatacak, müritlerinin artık ergenliğe ulaştıklarını elbette kabul edeceklerdir.

30 Ağustos 1925 ASD, c.II, s.215.

Cumhuriyet hükümetimizin bir Diyanet İşleri Başkanlığı makamı vardır. Bu makama bağlı müftü, hatip, imam gibi görevli birçok memurlar bulunmaktadır. Bu görevli kişilerin bilimleri, faziletleri derecesi bilinmektedir. Ancak burada görevli olmayan birçok insanlar da görüyorum ki, aynı kıyafeti giymeye devam etmektedir. Bu gibiler içinde çok cahil hatta okuma yazması olmayanlara rastladım. Özellikle bu gibi cahiller, bazı yerlerde, halkın temsilcileriymiş gibi onların önüne düşüyorlar. Halkla doğrudan doğruya temasa adeta bir engel oluşturmak sevdasında bulunuyorlar. Bu gibilere sormak istiyorum. Bu görev ve yetkiyi kimden, nereden almışlardır? Bilindiğine göre milletin temsilcileri seçtikleri mebuslar ve onlardan oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclis’in güvenini kazanmış Cumhuriyet Hükümetidir. Bir de yerel seçilmiş belediye başkanları ve kurulları vardır. Millete hatırlatmak isterim ki, bu laubaliliğe izin vermek asla doğru değildir. Herhalde, yetkisi olmayan bu gibi kimselerin görevli olan kişilerle aynı kılığı taşımalarındaki sakıncaya, hükümetin dikkatini çekeceğim.

 30 Ağustos 1925 ASD, c.II, s.215-216.

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun