Atatürk Ve Din (1)

Bu yazıya birçok noktada tepki alacağımı bile bile yazıyorum. Amacım, tarihi doğru okuyup ona göre doğru analizler yapmaktır. Baştan belirteyim ben ister Atatürk olsun, ister başka bir insan olsun, onun inancına karışmak ve inanç ya da inançsızlığı ile ilgilenmediğimi ve asıl amacımın, tarih okumadan Atatürk’ü yorumlayan, hem ateist hem de dinci yobazlar tarafından geliştirilen sistematik, Atatürk sömürücülüğünü hedef almakta olduğunu düşünüyorum.

Osmanlı tarihini dikkatlice okuduğumuzda, dinin Osmanlı da iyi veya kötü her türlü din adına kararlar verip, insanları cehalet içinde bırakıp, kendi saltanatlarını sağlama alıp, onları istedikleri gibi eğip bükmelerinden dolayı özellikle bilim ve fenden çok, din ya da uydurdukları fetva tabanlı uyduruk din ile insanların büyük bir kısmını kontrol etmişlerdir.

İsterseniz, biraz tarihe bakalım.

Osmanlı Devleti döneminde, dinin devlet işlerine karıştırılmasıyla ortaya çıkan olumsuz sonuçları yansıtan belgeler devlet arşivlerindedir. Çağdaşlaşma hareketlerine karşı koyan tutucuların, bağnazların bu gibi hareketlerine ilişkin somut bir olaya kısaca değinerek, Atatürk’ün laik düzen getirmesiyle de nelere set çekmiş olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Şu an yaşadığımız dönemde bile cinayetler, tecavüzler, yolsuzluklar, kadına şiddet ve kadını cinselliğin profili olarak ve bunları yaparken en korkunç olanları ise toplu katliamları din adına meşrulaştıran zihniyetlerin amacı her zaman toplumu geriletmekten başka amaca hizmet etmemişlerdir.

İşte, size bir örnek vereyim.

1831 yılında veba gibi korkunç ve öldürücü bir hastalık Türkiye’nin sınırlarına dayanmıştır. Hükümet, bu öldürücü salgın hastalığa karşı halkı korumak için gemilerin karantina altına alınmasına karar verir. Fakat tutucular: “Bu bir bid’attır; Karantina denilen şey Frenk âdetidir. Ehl-i İslam dininde buna riayet caiz değildir.” diye başkaldırırlar. Devlet; sağlık, akıl, şeriat yollarının hepsine başvurduğu halde “İstemezük” gürültüsünü bastıramamıştır. Tasavvur edilebilir mi ki bu yüzden, tam 7 yıl vapurlara ve salgın olan bölgelere karantina uygulanamamıştır.

Peki ama sizce bu düşünce neyi getirir?

Tabiki, bu tutucuların din ve fetva hamlesi ile devletin karalarını sindirmiş insanları veba salgınının celladına teslim edilmiş ve karşılığında Türkiye’nin birçok merkezinde tedbir ve karantina uygulamadıkları için binlerce insan ölmüştür.

Devlet her ne kadar iyi kararlar alsa bile ucunda fetvacıların itirazları ve karşı koymaları devleti zor durumda bırakmış hatta fetva verilmediği için matbaa 300 yıl ülkeye gelmesi gecikmiştir. Buradaki ana iskeleti her halde çözdünüz. Bu papazların devleti yönetmesi, yönetimi ile kesinlikle aynıdır. Tek farkları din isimlerinin farklı olması, yoksa papazların zihniyeti aynıdır.

İnkılap tarihi hocalarımızdan Prof. Dr. Enver Ziya Karal’ın belirttiği hususlar konumuza daha da açıklık getirecektir.

“140 veya 150 yıl önce öğrenciler okullarda yere otururlardı. Okullara sıra konunca hocalar kafir icadıdır diye kıyamet koparmışlardır. Bacaklar sallanarak Kur’an-ı Kerim okunmasının günah olduğunu öne sürmüşlerdir. Sonunda, padişahın önünde hocaların ve çağdaş eğitimcilerin temsilcileri düşüncelerini açıklamışlardır. Varılan uzlaşma şu olmuştur: Kur’an-ı Kerim dersinde öğrenciler sıraların üzerine çıkıp bağdaş kuracaklar ve ders göreceklerdir. İşte din bu biçimde yaşamın tüm konularına girmişti. Dine bağlanan âdet ve gelenekler, özgür düşünceyi demirden bir çember gibi çevirmişti. Her şeyi dine bağlamak zihniyeti cumhuriyet devrine kadar sürdü.”

 

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun