Aristoteles (4)

Polis’in ereği yurttaşları için en iyi yaşama tarzını sağlamaktır: Polis hukukun üstünlüğünü insanların yönetiminin üstünde tutmalı, yani rasyonel biçimde oluşturulmalıdır.

Ama insanların amaçlarının farklı farklı olabileceğini kabul ederek bu ifadesini bir dizi farklı anayasada bulabilir (Aristoteles 150 anayasalık bir koleksiyona sahipti). Anayasa kendi çıkarlarına hizmet eden tiranların iktidara yükselmesini engellemeli, polis halkı yeterince eğitmelidir.

Bir kez halkın güvenliğini ve huzurunu güvence altına alan uygun bir siyasi çerçeve yerleştiğinde, yurttaşlar dikkatlerini bir insana en çok yakışan hayat tarzının, iyi yaşama tarzının arayışına girmeye yoğunlaştırabilirler.

İnsana uygun hayat, mutluluk arayışıdır. Bu da ancak zihnin geliştirilmesi yoluyla ulaşılabilecek bir şeydir. İnsanın erişebileceği en yüksek faaliyet tefekkürdür. Hayatın en üst düzeylerine herkes erişemez.

Soy önemlidir. Platon yeteneğin çocuğun gelişmesiyle ortaya çıkacağı fikrini savunurken, Aristoteles yeteneğin en baştan var olduğunu ileri sürmektedir. Buna rağmen, potansiyelin ortaya çıkması için eğitime ihtiyaç vardır, kendiliğinden ortaya çıkmaz.

Bunun nedeni iyi yaşama tarzının erken yaştan itibaren iyi âdetlerin öğrenilmesini gerektirmesidir. Aristoteles, bilgece bir tarzda bunların daha geç yaşta öğrenilmesinin zor olduğuna değinir.

Bu tür iyi âdetler doğru davranıştan kaynaklanır: aşırılıktan kaçınmak, koşullara uygun olarak doğru davranmak, hazdan ziyade mutluluk arayışı içinde olmak, çıkarcılığa dayalı dostluklardansa hakiki dostluklar kurmak, insanın kendine duyduğu sevgiden türeyen sevgi, kendine benzeyen erdemli insanlara el uzatmak.

Erdemli hayat, başka etik pozisyonların iyi yaşama tarzı vizyonuyla karşıtlık içindedir: Deontoloji taraftarları, ödevlerimizi hazdan bağımsız olarak yerine getirmemizi talep eder; hedonist amacımızın haz olması gerektiğini söyler; faydacı ödevimizin komşumuzun hazzı olması gerektiğini söyler. Erdem teorisyenleri ise a davranışında bulunursak ne tür bir insan olacağımızı sorar.

Öyleyse, ahlaken nasıl bir insan olduğumuz tek bir fiile değil birçok fiile bağlıdır, çünkü karakterimizi birçok fiil oluşturur.

Peki ya ruh? Platon, Pitagorasçı-Orfik Okulu’n ruhun ölümsüzlüğü düşüncesine inanırken, Aristoteles ruhu hayat boyu bedenle bağlantılandırıyordu – hepsi buydu. Ruh, canlı maddenin aldığı biçimdi. Canlı madde kuşkusuz inorganik maddeden ayrıştırılabilir, çünkü kendi kendini düzenleme ile, yani hayat ile iç içe geçmiştir.

Ama canlıyı oluşturan bu öz, bedenin ölümüyle silinir gider. Ruhumuz beslenmemizin sorumlusudur (bu, bitkilerle ortak yanımızdır), algılamamızın sorumlusudur (hayvanlarla ortak yan), düşünmemizin sorumlusudur.

Bu sonuncusu bizim insan olarak doğal biçimde sahip olduğumuz bir kapasitedir! Ama eğer bütün canlı varlıkların ruhu varsa, her şeyden önce ruhun nedeni nedir? Aristoteles soruyu aman vermeksizin tekrarlar: varız, bir zihiniz. Peki zihin nereden geliyor? Ancak bir başka akıldan geliyor olabilir. Adım adım geri doğru gidersek, bütün zihinlerin nedeninin nihai Zihin, yani Tanrı olduğu sonucundan kaçınamayız. Batı Ortaçağı’nın Hıristiyan Kilisesi ile bağıntısı yerli yerine oturuyor:

Akinolu, argümanları teolojik doktrinleri destekleyecek jilet gibi keskin bir mantıkçıyı keşfettiğinde muhtemelen gözlerine inanamamıştır! Oysa, Aristoteles kendi Tanrısının oynadığı rol konusunda o kadar açık değildir.

Bazen bu Tanrı bir yaratan değildir, çünkü Aristoteles için evren ezeli ve ebedidir; bazen Tanrı’yı bir başlatıcı olarak görür, bazen kendisi hareket etmeyen bir muharrik, evrende hareketin kaynağı, ama kendisi kıpırdamayan olarak görür: her türlü düşüncenin kaynağı.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun