Arabzon

İş gereği, geçen 2 sene içinde 6-7 kere Trabzon’a gitmem gerekti, 2-3 günlük bu seyahetler sırasında güzel otantik anılar biriktirmekle birlikte, memleketin hali-pür melali konusunda güncel/taze bilgiler de edindim. Edinmez olaydım, bin derdime bir dert daha kattım ya, neyse yine de eksik olmasınlar.

Değerli okur, vaktinize talibim, buyrun devam edelim:

Trabzon havalimanı İdris’in (Temel rahmetli kayın pederimdir, onu güzel olaylarla anacağım) ruhuna rahmet okutur nitelikte, denizin kenarında ve olması gereken uzunlukta (fazlası yok) ıskalanabilir ve/veya zamanında frene basılmazsa bitebilir nitelikte. (bkz. Pegasus’un son tecrübesi)

Havalimanı ana binada, çıkışa yakın lokasyonda “rent a car” bankoları var, koca koca markaların bankolarının önünde, sizi kapma yarışına girmiş sanki Mahmutpaşa da yüksek lisans yapmış cazgırlar var, inanılmaz ama aynı oranda sıcak ve bizden bildik manzaralar. Aracı, deposu bitti bitecek teslim ediyorlar (en yakın benzin istasyonu 500 m mesafede), depodaki yakıt 500 m gitti gider vaziyette, gerekçe ise gayet net, kaçak yakıt geliyor Trabzon’a ve bu yakıtta araçlara zarar veriyor, diyerekten şirketsel politika üretmişler. Sen de bozulursa kasko öder şeklindeki teorik çözümün pratik neticesi, aracı teslim ederken minimum çeyrek depoyla teslim ediyorsunuz neşeli cazgırlara! Neyse helal olsun, hürmet ihtimam tam ya gerisi hakikaten önemsiz.

Yok araç kiralamadınız taksi tutacaksınız ki mümkündür. (İlk gidişimde taksi kullanmıştım 3 gün, sonraki gidişlerimde araç kiraladım, neden böyle olduğunu az sonra anlayacaksınız.) Başınıza gelecekler harfiyen şöyle;

Taksiye yerleşip adresi tarif ettikten sonra, “İdris yolda senet bulmuş gitmiş en yakın bankaya ödemiş” şeklinde bir sohbet açılışı yapıyorsunuz tabi doğal olarak, taksici 10-15 saniye kadar yüzünüze ifadesiz bir şekilde bakıyor, o anda taksicinin aklından geçeni okuyorsunuz; “Geldi yine tipini bilmem ne yaptığım”. Tam dumur olmak üzereyken basıyor kahkahayı. Sıcak ve bizden bildik manzaralar. Neyse yolun kalanı işte “Lazım ama tedavi oluyorum.” şeklinde bir muhabbetle geçiyor. Bu arada taksimetreyi gözleyemiyorsunuz doğal olarak, o taksimetre İstanbul’un en az 3 katı ücret yazıyor (evet yanlış okumadınız 3 katı, santimini milimini hesaplamadım yaklaşık oran olarak fark bu).Taksici esnafı karar almış, resmi onay görmüş bu karara mesnet, Trabzon çok turist çekiyor bir de mesafeler kısa, ondan sebep taksi fiyatları yüksek, amaç esnaf kazansın memleket kazansın, gayri resmi ve/veya kaçak bir durum değil. Taksici ödemeyi alınca hepten neşeleniyor, koptu kopuyor :)))))))

Aynı taksici dönüş günü sizi havalimanına bırkamak için geldiğinde, söylediği saatten 10-15 dakika gecikirse, dönüş ücretini de almıyor, bu da bizden olsun diyor “geç kaldık kusura bakma”. Hakkını yemeyelim esnafın.

Orada mısın sayın okur, daha konuya girmedik bile, sabır…

Trabzon merkez ile Yomra arası 5 dakika, bitişmişler açıkça. Girişinde bir emlakçı ofisi tabela asmış vitrinin üstüne, ARABZON!!!!. yazıyor tabelada. Nasıl da gururludur kim bilir bu keskin zekası ile, ses etmedim kırmadım……

Neyse. Yolun soluna yani deniz kenarına, 30 katlı rezidanslar dikmişler (evet tam o-t-u-z kat(!), işim inşaat saydım). Utandım yapılara bakamadım, midem kalktı kusamadım!!! Araplar da almış rezidansları, sıraya girmiş kuyruk olmuşlar, gerisi önemli mi??? Ne gam!!! Satmışlar Trabzon’u, olmuş Arabzon! Biri satmış ki, Arap da almış, Arabın suçu ne!!!

Fındık aaaaah fındık, fındık da satılmış, çatır çatır (biri sattı ki öteki aldı) İtalyan talip olmuş sonra almış konu firmayı. Fındığın ingilizcesi GOLD’dur. Biri bana insana anlatır gibi anlatsın ALTIN ile FINDIK arasındaki farkı!!! Yok fiskobirlik fıslamış, yok bahçeler bölünmüş, yok bilmem ne teranelerine karnım tok yalnız onu belirteyim. Tarbzon’un Giresun’un ve Ordu’nun acil FINDIK proleteryasına ihtiyacı var!!! Yazıma özne zat-ı muhteremler (elde kalan kırık dökük fındık bahçesi sahipleri) bir an evvel bir araya gelip, rekolteyi (radıman yerlerde 45’e 48’e şükür ediyorlar; oysa 55 olmalı) nasıl arttırırız satılan fabrikaları nasıl geri kazanırız diye kafa patlatmalı, uykusuz toplantılar yapmalı, kooperatifleşmeli!!! Çünkü, fındığı alan firma yeryüzünde aynı enlemde olan bölgelerde fındık deneme üretimleri yapmaya başladı bile…

Hiç kimseye borcunuz yoksa dahi Atatürk’e var bilin, Atatürk Orman Çiftliğinde fındık ocaklarını deneyen/geliştiren ve fidanları memleketinize gönderen, eğiten sübvanse eden ve fındığa sahip olmanıza ön ayak olan bu adama BORCUNUZ var kardeşim!!!!!!

Neyse canım sıkıldı gene, daha da yazamayacağım, okuyana sıhhatler olsun daha ne diyeyim!

Not1: Eğer yazıda kalbini kırdığım üzdüğüm kişiler oldu ise, haber versinler daha fazla kırayım, elimden geleni ardıma koymayayım!!!

Not2: Sözüm şimdi, Yomra’da bir benzincide gördüğüm yan yana dizilmiş, üstünde tozun zerresi olmayan, aynı renk ve ardışık plaka numaralarına sahip (yazmayacağım plakaları o kendini bilir), çoook meşhur markanın en süppper versiyonundan 3 adet JEEP’in sahibine. Kardeş, jeep biriktireceğine, fındık biriktir…….

Son Not: Maçka’nın dereleri doğru yönde akıyor, topoğrafya değişik, dağlar eğik, doğrular da ne yapsın yönünü şaşırıyor. (İçi yananlar mutlaka vardır, onların da hakkını yemeyeyim.)

One thought on “Arabzon

  1. Gülerek eğlenerek satıyoruz her şeyi.. Arabzon kelimesini icat edip. günahlarımızı sakladığımız tabelanın arkasında kıs kıs gülenler, kendilerini kurtaran adam zekasına sahip olduklarını ilan ederken, çocuklarının,torunlarının ve bilmem kaç nesil daha buralarda yaşayacak insanların geleceklerini sattıklarından habersizler midir acaba? Bireysel düşünceden toplumsal platforma bir an önce geçmemiz lazım

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun