Anneye Veda

Sevgili dostlar zaman zaman yazıyorum, içimi döküyorum sizlere,sizler de okuyorsunuz. Halleşiyoruz. Bugün Doğan Cüceloğlu’nun bir röpartajı karşıma çıktı, sosyal medyada gezerken. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, kabullenemeyip geri gelecek diye beklerken en sonunda gerçeği anlamış ve “annen yok, kimsen yok” demiş kendi kendine. Bu bana çok acı geldi. Elbette herkesin etrafı insan dolu ama tek gerçek özellikle çocuklar için “annen yoksa kimsen yok”.

Tabii ki her evladın bir annesi var onu doğuran, daha doğmadan sevgisiyle kuşatan, doğduğu andan itibaren sarıp sarmalayan, her anında yanında olan, büyürken kucaklayan, sakınan, fedakarlıktan kaçınmayan, şımartan.. Ne güzeldir annenin kanatları altında dört gözle büyümek analı-babalı. Dünyaya gelen her çocuk bunu hakkeder de ama, hepsi bu hak edileni yaşayamaz maalesef. Annesizliğin acısını  küçücükken yaşayanlar için bu eksiklik hep daha fazladır.

Tüm çocukları sevgimizle sarsak pamuklara sarar gibi ayrım yapmadan, annesi olamasak da ‘kimsesi’ olsak dünya daha güzel bir yer olmaz mıydı?

Duygu doluyum dostlar. Herkesin annesi mutlaka çok özel, eli öpülesi, baş tacı edilesi, kaybedilmişse rahmetle, sevgiyle, özlemle anılası.“Herkesin bir gideni vardır, içinden bir türlü uğurlayamadığı.” demiş Turgut Uyar. Ben de size annemi anlatmak istiyorum; özelimde canım annemi, genelinde tüm can anneleri…

Doktor Hande Özdinler’in “Mitokondrisi Bende Kaldı” yazısından alıntı yapacağım burada.

“Mitokondri hücreye enerji veren canlı olmasının sebebini sağlayan organeldir ve babadan değil anneden gelir. Anneler çocuğa enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğa verdiği mitokondriden gelir. Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez.”

Annesini sarıp sarmalayıp nazikçe bir çiçek gibi toprağa teslim ettikten sonra yazmış bu satırları.Bir bilim insanı da böyle dile getirirdi gerçekleri, duyguyu hücrelere yükleyerek ve her hücrede hissettirerek.

Annem “Ben kırk yaşımda öksüz kaldım.”derdi arada, tüm ömrünü babasız geçiren kadın. Demek ki öksüz kalmak yetimlikten daha çok acı vermişti ona. Yedi çocuk büyüten o dirençli kadın “Sırtımdaki dağım gitti!” diyerek belli ederdi gidenin bıraktığı büyük boşluğu. Küçükken, gençken çok da anlamazdım ne demek istediğini, ansızın bizi bırakıp da gittiği güne dek. Tüm yazı beraber geçirdikten sonra onu yeğenlerle yazlıkta zorunlu bıraktığımız günün ertesi sabahında almıştık ablamla beraber, içimize kor düşüren kabul etmek istemediğimiz haberi. Gidişi kolay olsun diye bizi yanından uzaklaştırdı bir şekilde diye düşünüyorum şimdi. Tam istediği gibi ayrıldı aramızdan; kimseye yük olmadan, incinmeden, incitmeden.

Annem 1923 doğumlu tam bir Cumhuriyet Kadını idi. İlkokulu bitirince o günün şartlarında okuyamamıştı, ama ‘Singer’in dikiş kursunu birincilikle bitirmişliği var. Aynı kursta kendisine eğitmenlikte teklif edilmiş, ama annanem izin vermemiş çalışmasına mahalle baskısından olsa gerek “Kadın kısmı evinde oturur!” diyerek. Ama hayatı boyunca tüm yakınlarının dikişlerine yardımcı olmuş ‘bilabedel’, hem de tüm gün misafir ederek.

Okumayı çok severdi, okuyarak, yaşayarak kendini geliştirmişti. Çok becerikliydi, elinden her iş gelirdi. Yaptığı yemeklerin, hamur işlerinin lezzeti hala efsane gibi anlatılır. Okulumuzdaki Yerli Malları Haftası için hamurdan yapıp boyadığı elma, armut, nar, muz gibi meyveler geliyor gözümün önüne; herkesin ‘gerçek gibi’ dediği, beni çok gururlandıran. Ördüğü danteller hala evimi süslüyor. Nakışlarının bazısı çerçevelendi duvarlarımda asılı. Zamanın gazete ve dergilerinde yayımlanmış şiirleri var, kıymet bilip saklamadığımıza üzüldüğüm.

Türküleri var kulağıma dolan kimi zaman efkarlanıp da söylediği. “İbrişim örmüyorlar, sevmişim vermiyorlar. Tanrının zalimleri münasip görmüyorlar.” Şarkıları var duruma göre içini döktüğü. Ve bizler yani evlatları var her yükünü tek başına sırtladığı, kanatları altında hiçbir mücadeleden kaçmadığı, koşulsuz sevgisiyle her durumda yanında olduğu. Hatta genç yaşta ince hastalıktan kaybedilen halamın çocuklarının da bakımına, yetişmesine yardımcı olacak kadar fedakar. Çok kimsenin yemeğini yiyemeyecek kadar titiz ve yanımızdayken yük olmamak için hep evinin özleminde; bazen huysuz. Hep valizi hazır bir an önce gitmek için memleketine. Şimdi çok hak veriyorum anneme.

“Kimi gün öylesine yalnızdım.
Derdimi annemin f0t0ğrafına anlattım.
Annem ki beyaz bir kadındır,
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir
Bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım
Çok şey öğrendim geçen yıllar boyunca.”

Didem Madak

Elbette kardeşler anneden kalan en kıymetli yadigardır, yeri gelir en güzel şekilde yanındadırlar. Ama ben 28 yıl önce kendisi de anne olan kocaman kadın, annemin gidişiyle annem gibi öksüz kaldım. Ancak sanırım gerçekten mitokondrisi bende kaldı. Ellerim, yüzüm, bakışlarım, nedensiz dalıp gitmelerim, titizlenmelerim, huysuzluklarım gitgide ben, annem oluyorum sanki. Sık sık annemin bir lafı vardı deyişlerim, şimdi sağ olsaydı diye düşünüşlerim… Yine de belki  anaevinin en küçüğü olduğum için bir yanım hep çocuk. Büyüklerim tek tek evlenip gidince annemle ben başbaşa kalmıştık. En sonunda anneme tek başıma sahip olup tüm ilgisini üzerimde hissettim yıllar boyu.

İnsan bir tek annesi için vazgeçilmez ilk sırada olur. Annene şımardığın gibi kimseye şımaramazsın,çekmezler nazını, tüm zırhını indirip savunmasız kalamazsın kimsenin yanında, kusurunu, hatanı bilsinler istemezsin kimselerin…

“Ana başa taç imiş
Her derde ilaç imiş
Bir evlat pir olsa da
Anaya muhtaç imiş.”

Ahh be anacım, ben seni bir daha göremiyeceğimi, konuşamayacağımı bilerek ayrılmamıştım senden. Ertesi gün gelip seni alacaktım beraber olacaktık yine. Seni ne çok sevdiğimi yeterince söylememiştim sana. Hakkının ödenmezliğini bilip helallik istememiştim senden ki biliyorum helal ederdin. Ömrümün kalanında sensiz kalacağımı bilerek vedalaşmamıştım seninle. Ben yarım kaldım, söylemek istediklerim içimde kaldı.

“Veysel der kopar mı analar bağı
Analar doğurmuş ağayı,beyi
İşte budur sözlerimin gerçeği
Okuttu ,öğretti, büyüttü anam.”

Aşık Veysel’in de dediği gibi analar herşeyi öğretiyor da gittiklerinde, anne özlemini nasıl dindireceğimizi öğretmiyorlar. Annelerini görme, konuşma şansına sahip olanlar onların yanında olduğunuzu hissettirseniz yeter. Arayın, hatırını sorun ve dilerim hiçbiriniz vedasız, sonsuz ayrılıklar yaşamayın annemin “Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var!” dediği gibi.

“Annemi aradım dün.Telefonla.
Vefatından sonra kapatmadık, sesini son kez oradan duyduğum hattını… Koparmıyorum bağlantıyı.

Arıyorum aklıma düştüğünde.
Uzuuun uzun çaldırıyorum.

Açmıyorsa, komşudadır mutlaka.
Veya markete filan gitmiştir.
Alışamadı çünkü şu cep telefonu denilen alete, sabit telefonun yanına koyuyor, dışarı çıkarken çantasına almıyor iyi mi… 

Hadi bi ara gene ararım diyorum, kapatıyorum.
Bir senedir böyleyiz.
Arıyorum.
Komşudadır.

Seninki komşuda değilse…
Uğra bugün kardeşim.
Yoksa inan, sonra çok arıyorsun.”

Yılmaz Özdil

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun