Anlatır…,

Çoğu kez, ” – Kapı duvar, pencere kör, diller lal, kulaklar sağır” , Hallerinin naçarlığını yaşarken insan …
Yürüdükçe kendine, kendine …
Açılır içindeki alemlerin, o, gizemli kapıları …
Onu alıp götürmecesine, zamandaki yolculuğunda sürer-savurur, ömür ve anılar dehlizinde …
Zamanın kuytusunda an gelir, kan ağlar, an olur tebessüm ışıltıları çoğalır yüzünde ve göz bebeklerinde …
Hayat kanırta, kanırta dayattıkça kendi gerçeğini ona, halden, hale koyar …
Böylesi anlarda mum olur erir, buz keser, donakalır, tutulur nutku …
İner bir gri bilinmezlik perdesi gözlerinin önüne, onu hayattan ırak etmecesine …
An olur, sararmış-solmuş bir fotoğraftan rengarenk anılar fışkırır, saçılır üryanlıklarda orta yere …
Zaman salıncağında ve hayatın hengame sarmalında yiter,eksilir, çoğalır ve hatta sığmaz içi, içine …
Sessizliğin diliyle, dillenir yaşananlar, anılar gerçeğin iç yüzü açılır perde, perde …
Yiter’sin o, renk cümbüşünün içinde …
Kulak kesilir ve dinlersen yüreğini, anılarını sessizce ve usulca, sözcükler çoğaltarak soluk, soluk …
Bu hallerde …
Anlatır, bir romandan ya da filmden düşen tılsımlı ve albenili kareler olarak …
O an, içinde arzular ve duygular rüzgar esmelere koyulur …
Karışır akın, karana şaşırır kalırsın, tıpkı dört yol ağzında yiten gariban yolcu gibi …
Yol bilmez, iz bilmez hallerde ellerin çaresizliğe açık hallerde …
Kesmez o an ne sigara savuruşun ne küfürler yağdırışın, öfkeni, isyanını …
İşin içinden çıkılmaz lığın, sende yarattığı tahribatın boyutunun büyüklüğü karşısında, kuşatılmış hissedersin kendini o an, iyiden iyiye …!
Arka planda bir melodi çalar, akan görüntülerin sende bıraktığı izler demeti eşliğinde …
Yeniden ve bir daha, bir daha volta atarsın …
İçinde bulunduğun içsel yalnızlığın, ürküten tenhalığında ve çoğalan karanlığında …
Anlatır sana, pek çok hali ve neden-nasıl bu hallere geldiğini …
Bir başkasının anlatılanları anlayıp, çözememesine inat ..
Sen akla-kara netliğinde anlayarak, kafana mıh gibi çakılıp, resim gibi kazınmacasına …
Nakşolanların renk anaforunda yada duygu gelgitlerinde yaşarsın bir daha, bir daha düne ait her ne varsa …
Anılar dağarcığında yada yer yere gerçeklerin unutulup silinmeye yüz tutmuşluğunda, tozlanan hafızanda …
Yanıtsız sorular ve çözümsüz kör düğümler çoğaltmacasına …
Hatta öyle bir an gelir ki, sen sana ırak ve yaban olur, el kesilir …
Sorarsın, kendi kendine …
” – Bu ben miyim ? ”, Diye …
Tüm bunların bir tek sana reva görüldüğünü sanıp, düşünerek …
Kesmez öfkeden ve kızgınlıktan dişin, bokunu ..
Labirentlerde gidip-gelmelerde helak olup, naçarlık ve yitiklik duygusu ile çırpınan fare kesilirsin …
O an, aklının kapısı çalınıverir kafanın arka mahallinde …
Kesilir soluğun, atar rengin, betin – benzin limoni sarıdan da beter hallere keser …
Tıkamak istesen, duymamak istesen hatta bunun için tıka’san da kulaklarını …
Çınlayarak ve yankılanarak sürer kulaklarının ve beyninin derinliklerinde konuşmalar ve ardı-arkası kesilmeyen fısıltılar ve kaotik sesler …
Ne yaparsan yap, inadına yutulur’sun o, hengameler girdabında …
Kaçamazsın sen, senden …
Hala susmaz ve kesilmez o kaynağı ve kimliği meçhul ses …
Guguk kuşu iştahı ve gevezeliğin de ..
Anlattıkça anlatır sana, ömründen demet, demet, sayfa, sayfa yaşanmışlıklar …
Kapı duvar, pencere kör, dil lal, kulak, sağır kesilse de …
Anlatır sana hayatını, sen bilmek, dönmek ve dünü yaşamak istemesen de …
Tıpkı geveze bir papağan gibi, dur- durak bilmemecesine …
Anlatır …
Anlatır …
Anlatır sana hayatından, aklı-karalı yaşanmışlıkları …
O anlatır, sen yiter sin, sende …
Durmak ve susmak nedir bilmemişliğinde …
Ses, ses, nefes, nefes çoğalarak …
Anlatır sana, seni ve yaşanmışlıklarını, ömrünün dününü …
Elemler girdabında, yutul’mana aldırmadan …
Dillenir, hatta bülbül kesilir o,ses ve biteviye anlatır, anlatır…
Anlatır …!

Mualla SEZGÖR YASSIBAŞ / İSYANİ

Immenstaad / Friedrichshafen / Almanya

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun