Anaksimandros

İyonya Okulu’nun Thales’ten sonra, en önemli ikinci isim olan Anaksimandros’u anlatmaya çalışacağız.

Anakimandros  Thales’in öğrencisidir ve aynı zamanda bunların dostlukları da olmuştur. Ama Anaksimandros’un hakkında dikkat etmemiz gereken nokta da Thales’in öğrencisi olup, daha Thales’i %100 takip etmemiştir. Anaksimandros‘un Thales’ten ayıran bazı noktalar vardır. Zaten, felsefenin amacı ezber değil ezberleri bozmak.

Anaksimandros‘un Thales’ten farklı olarak varlık ile ilgili düşüncelerini ya da diğer bir şekilde ifade etmek gerekirse, felsefi spekülasyonunu kağıda dökmüş ve bundan sonra, bütün doğa filozoflarında bir örneğine raslayacağımız, doğa üstüne adlı denemesini günümüze kadar gelmesidir.

Anaksimandros’da da bilimsel faaliyetle felsefi düşünce iç içe geçmiş durumdadır. Dolayısıyla, onda da felsefi görüşlerinden bağımsız olarak, azımsanamayacak ölçüde bir bilim faaliyetiyle karşılaşıyoruz. Karadeniz’e açılan denizciler için bir harita yapan, yine tarihte ilk kez olarak meskûn dünyanın bir levha üzerine resmini çizen Anaksimandros zamanı, düz bir taban üzerine yerleştirilen dik bir çubuğun günün çeşitli saatlerinde meydana getirdiği gölgelerin yerlerine ve uzunluklarına bakılarak belirleyen aygıt olarak güneş saatini bulan kişidir. Kozmolojisinde, dünyanın, sanıldığı gibi, bir tepsi değil de genişliği yüksekliğinin üç katı olan bir silindir şeklinde olduğu sonucuna varmış. Biyolojide ise o, yaşamın denizlerde ve suda başladığını, insan da dahil olmak üzere, tüm canlıların önce denizlerde yaşamış olup, karaya daha sonra çıktıklarını ortaya koyan bir evrim kuramı geliştirmişti.

 Anaksimandros Thales’i, sadece bilim alanında değil arkhe ya da maddi töz veya aition konusunda da aşmıştı. Buna göre, o Thales’in maddi töz olarak “su” anlayışına, suyun nicelik bakımından sınırlı, nitelik bakımından belirli olduğu gerekçesiyle karşı çıktı.

Su ya da nem, çatışma ve savaşlarını açıklamak durumunda olduğumuz karşıtlardan biri olduğu için ondan hiçbir zaman karşıtı çıkmaz.

Başka bir deyişle değişme, doğum ve ölüm, büyüme ve küçülme, çatışma ve savaş, bir öğenin sınırlarını diğerinin aleyhine olacak şekilde genişletmesinin bir sonucu olduğuna göre, suyun doğasına aykırı bir yapıda olan öğe ya da şeylerin, su içinde nasıl olup da eriyip gitmedikleri sorusuna doyurucu bir açıklama getirilemez. Sudan öyleyse, yalnızca ıslak ve soğuk olan şeyler türeyebilir.

Oysa, dünyada sıcak ve kuru şeyler de vardır. Suyun nitelik bakımından belirli olmasının yarattığı güçlükten kurtulsak bile, Anaksimandros’a göre bu kez suyun nicelik bakımından sınırlı oluşunun yaraƴı güçlük karşımıza çıkar. Başka bir deyişle, su gibi nicelikçe sınırlı bir maddeden, sonlu bir madde kütlesinden evreni meydana getiren sonsuz varlık kütlesi doğamaz.

Sonsuz sayıda evren olduğunu öne süren filozofa göre, böyle bir evren görüşü, sonsuz miktarda maddeyi gerektirir. Evrende varolan tüm nitelikleri tek bir niteliğe götürmenin, tüm karşıtları tek bir karşıta indirgemenin doyurucu ve doğru olmamasından dolayı, ona göre, evrenin ilk maddesi ya da maddi tözü nitelik bakımından belirsiz, nicelik bakımından sınırsız bir madde olmalıdır.

Anaksimandros söz konusu özellikleri taşıyan ilk maddesine, hiçbir duyusal maddeyle özdeş olmayan belirsiz bir varlık, soyut bir ilke anlamında apeiron adını vermiştir.

Konuyu biraz sorgulayınca vardığım sonucu belirtmek istiyorum. Thales’in tözün neden su olduğunu, aslında yaşamın sudan başladığını ve bütün canlıların önce suda daha sonra da karaya çıktıklarını referans alarak bu sonuca gitmiştir.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun