Anaerkil Toplumdan Nasıl Ataerkil Dönemine Geçiş Yaptık?

Tarım devrimine geçmeden önce muhtemelen tohumun sırrı çözülmüştü, minicik bir şeyi toprağa koyuyorduk, bir sürü şey ürüyordu! Toprak ilginçti, toprak büyülüydü, ilkel insan henüz hiçbir şeyi çözmemiş, anlamak istemiş, fakat hikaye üretip, ya da yeteneklileri yerde tapma ihtiyacı duymuşlardı. İlk kez anlayamadığımız, bize çok şey veren toprağa, böyle tapmaya başladık! Eskiden ellerimiz göğe değil, yere eğiliyordu, zaten çok geçmemişti dört ayaklılıktan iki ayak üzerinde durmamız.

Eller günümüzde hala önemini koruyor, havaya el açanların eli havada kalırken, yere el açanlar üretiyor, yoruluyor, ama muhtaç olmuyor değil mi?!.

Zamanla toprağa taptığımız gibi kadına da tapılıyordu. Kadının çocuk doğurması, aynı toprak gibi büyüsü anlaşılmayan durumdu. Toprak ve Ana! Doğanın en güzel dengesi gibiydi. Kabilede ya da küçük toplumlarda hep en büyük öncü kimse, orayı kadın yönetir son sözü söylerdi. Anne doğururdu, annemin bedeninden genetik aktarıma inanılırdı. Yöneten kadın kızını yetiştirirdi yerine. Annelik iç güdüsü ve anneliğin verdiği merhamet ve sevgi çok önemli sevgi bağlayıcılığını koruyordu. Büyü bozuldu! Zamanla erkekler durumun doğal olduğunu anladı, iş bölümü ve çocuklar da devreye girince; günümüze doğru yol aldık neyse.

İlk kez dünyada Çatalhöyük’te inanç büyük bir değişime uğradı! Çatalhöyük yakınında bulunan yanardağ yakınlarından toplanan camlar ile el işi ile üretilen kesici aletler gibi ürünler üretilerek ticaret yapılırmış(çok uzak yerlere de ulaştığını fark etmişler müzelerde günümüzde).

Toprak üretiyordu, yanardağ insan öldürüyordu ve korkunçtu! Korkular nasıl yön vermiş tarihte? Korku, ataerkilliğin başlangıcı olabilir miydi? Çatalhöyük’teki yapılara bakılınca saray yoktur, herkes eşit denilecek türden evler ile içlerindeki eşyaları da  birbirine yakındır. Çatalhöyük’ten sonra Tanrı acımasızdır, artık asıl ticaret ve kurbanlar başlar diyebiliriz!

Eskiden avlanırken bizden akan kırmızı kandan, hayvanların da aynı acıyı çektiğini hissedince, hayvan için ilk ritüelleri yaptık! Zamanla ritüeller değişti, çok acımasız niyetlere! Kabile büyücüsü kabile reisinden isteklerde bulunurken, kurban istedi, çocuk istedi, bakire istedi (belki huriyi tarif etti), keçi istedi, özetle arzu ettiklerini kabile reisi vermeliydi. Günah keçileri yenmedi mi sanıyorsunuz Tanrıyla ticarete varan bu yolculukta, zamanla yemekler götüren, (hala Hinduizm de meyveye kadar ibadet yerlerine götürülme niyeti!), hayvanları kesen ve kestiren, her şey temelde, bu inancın doğrultusunda gelişmişti! Ne kadar çok verirsen o kadar çok alırsın Tanrıya. Ama kölesin ve mutsuzsun. Hizmet ettiklerin mutluluğuna sahip. Evet Tanrıları besledik, açları unuttuk!

Diyanetin milyonluk arabasıyla geziyor oluşunu, bir sürü ayakkabısız gezen insan açıklar! Reis de iyi diyanet de! Halk? Din böyle geldi ve gider! Din bizim sınırlarımızı belirler, bizleri kıstırır!

Tanrı’ya ne çok verirsen o, o kadar vericidir algısı ile kurban verme ritüelleri artmış olabilir miydi? Tanrı artık onlara göre acımasız olur, kendilerini yaratan için fikirler değişince, insanlar da değişmiştir! Tanrı’yı insan gibi tasvir edip, sanki çok verdiklerinde merhameti artacağı düşünülmüştür.

Tanrıya taparken toprak anadan sonra, çok şey değişti. Çok tanrılı dinlerden hele tek Tanrı inancına doğru çok kayıp verip geriledik. Tasvirdeki acımasız Tanrıdan korktuk, gazaplardan korktuk, acımadık da kötü olduk.

Zamanla din olgusu oturur ve din olgusuyla da toplumu çok düzenleme bekleyecektir! Burada bir hususun altını çizmeliyim; bizde yanardağ, Yunanistan da şimşek, başka yerde kasırga, başka yerlerde yine açıklanamayan doğal afetleri insanlar Tanrıya açıklayarak kapatmışlar.

Artık, Tanrı için Cehennem tasviri kolaylaştı mı ne?!. Olmaz ki, İyiler ne yapacak? Ödül?!. Cennet! Turfan veya diğer afet durumları…Tanrı kötü olunca, artık Toprak Tanrılıktan çıkmış, sadece neredeyse ayak altında ezilen bir element olmuş.

Hayvanlara bakmışlar, onlar da doğruyor, ama insanlar da normal demişler bir yerden sonra. Yerleşik hayata geçiş ve ataerkil toplum etkisi başlamış böylelikle. Peki dinin rolü o dönemlerde toplumu nasıl etkilemiş? Tanrı yokken ne vardı?

Ruh vardı değil mi! Avcı ve toplayıcılar ruhlara inanırlardı. Ruh için adlandırdıkları şey peki, nefes değil miydi; o son nefese ruh dediler! Bırakın bilince ulaşmayı.

Avcılık yaptıkları için insanlar, hayvanları öldürdüklerinde gördükleri ilk kırmızı kanda kuzenimiz olduklarını onların da canlı olduklarını çözmüşlerdi.

Toprak kutsaldı, ona tapılırdı. Topraktan çıkan nimet de bu yüzden kutsaldı. Örneğin, Kök Tengirciliğinde ağaçların kutsallığı! Ama birilerinin bu işler işine gelmedi! Birileri yönetmek rahata ermek istedi, birileri kabile yönetmek istiyordu!

Tarım Devrimi çok etkili bir dönem, etkisi çok büyük hepsini yazmak mümkün değil! Fakat şu an en mühim dini etkisini ileterek es geçiyorum detayları. Üretim için Babiller de not alınan yıldız, güneş ve ay ile toplum ne zaman ekim yapacak, ne zaman toplayacak, kimler depolandıracak, kimler yıldızları takip edecek, kim yönetecekti? (Kabiledeki büyücü diye nitelendirelim dinci önderi.)

Dinleri ve yönetimi anlamak için çok uzağa gitmeyin. Kabile reisinin yanında Kabile büyücüsü yer alır.

Kabile büyücüsünün yıldızları yorma yönünü kabile reisi yönetir! Kabile reisi, ben kazanmazsam kaos olur der misal, kabile büyücüsü de derki, ona oy verip reis etmezseniz cennete gitmezsiniz der! Olay bu kadar basit.

İnsan karmaşık değil, yapı karmaşık değil, düzen karmaşık değil, sorun görmemekte! Din yönetiminde ilk yalan söyleme yeteneğinin geliştiğini düşünüyorum. İlk demokrasinin çıkışındaki demogoji örneği de dahil buna! Artık toplumları istedikleri gibi yönetmek isteyince de tarihte hep din siyaseti öne çıkmıştır.

Sosyal davranışlarımız dahilinde, ne konuşacağız, ne yiyeceğiz, ne yapacağız, nasıl görüneceğiz vs; hepsine reis karar verir, büyücü yıldızlarla kehanetleri söyler, halk değişir! Halk aç iken reisin zenginliği ile övünür! Halk aç iken, reisin kabile büyücüsüne verdiği rüşvetleri görmezden gelir. Halk din ayağıyla uyutulur, halk acımasızlara maruz kalır! Halk, artık ataerkil bir yönetimde acımasızca yönetilirken, toprağa da hayvana da insana da dünyadaki her şeye de zarar verir.

Az insan mutlu olsun diye, çok insan ezilmelidir!

Tekerleği keşfettik, yolları yaptık! Yolları yaparken ağaçtan topraktan geçtik! Yetmedi! Hayvanları kümese koyduk, zaten yaşamlarına hükmediyorduk! Kısacık hayatlarını fabrika zindanlarına sürdük, yetmedi! Bilimsel deneyler yaptık, dünyayı kirlettik! Birçok yer kullanılmaz halde! Yetmedi!

Hayatlarımızı kolaylaştırmak için sanayiler ile çok zarar verdik! Plastikler ile bile ne kadar dünyaya zarar verdiğimizi biliyor muyuz? İnsan mutlu olmaz! İnsan doymaz! İnsan çekirgeyi de hak etti, virüsü de! İnsan sonunu hazırlarken atlet misali süreci kısaltıyor! Çevreyi şimdi de kimyasal madde ile kirletiyoruz! Çevreye ve doğal yaşamlara zarar veriyoruz! Yetmedi! Umursamıyoruz da!

Tarihte insan hiç mutlu olmadı ve hiç olmayacak! Olamaz! Egoist yapımız, Tanrı gibi hükmettiğimize zarar verebilecek olmamız, diğer yaşamlar (kuzenlerimiz/canlılar) için korkunç!

İneklerin yaşamlarına bakın, sürekli hamileler! Buzağılarını emziremiyorken, çoğu buzağı da erken kesilmek için leziz et ola yolunda kafese giriyor. Birçok hayvanı canlı canlı kürkü için yüzüyorlar! Bir tavuğun altından alınan civciv yumurtasının verdiği hasarı biliyor musunuz? Ya horoz civcivi olunca öldürüldüklerini bilse tavuk analar!

Vahimiz inanın vahimiz! Ne yapabiliriz derseniz, tüketmek de zorundayız, fakat biraz daha saygılı yaşamak da mümkün! Belki biraz buzağısına biraz bize de alabiliriz sütü bebekler için, misal pasta yapmayalım, ekstralarda süt kullanmayalım!

Ağaçlar ise, en çok acıdıklarım! Seslerini işitmiyoruz lanet ihaleler bitiriyor hayatlarını! Biraz da doğaya saygılı olmayı kendimize tembih etsek! Böylesi durumlar için toplumsal kararlara varacak yeni düşünceler üretebilsek! Belki dünyada hala güzellikler mümkündür, ve belki… İnsan, ilk kez mutlu olacak, bu dünyayı güzellik kurtaracak!

İslam hüküm sürdüğü için toprağımızda bir örnek vereyim, Abbasiler döneminde en büyük aydınlanmanın da yaşandığını biliyor musunuz? Cehalet arttıkça insanlar fakirleşiyordu, birileri yanlış dedi, birileri yeter dedi ve birileri gitti doğruları öğrenmek, oyunu bozmak istedi! Başarılı olamadı birileri, fakat başarılı olan birileri yüzünden de Arap kültürü egemen oldu!

Günümüzde Tanrı algısı yeniden değişecek! Yazın Bir Tarafa!

İnsanlık daha acımasızlaşacak ve korkuları egoistliğin artmasına zemin olacak.

Bir yanardağdan etkilenen insan virüse tapacak; neden derseniz görünmüyor virüs Tanrı gibi, korku salıyor Tanrı gibi, yaşlıları öldürüyor, devletlere kâr sağlıyor! Tanrımız değişecek, artık yeni bir algı gelişecek inanın! Kötü insanlara daha çok biat artacak.

Ekonomiyi olumsuz yönde etkiliyor diyen devletler, iç seslerinde gülüyorlar! Bu korkuyu da atlatırsak ki atlayamayacağız, kurbağalar toplanıp virüs için duaya çıkmışlar! Dua üretmişler mazallak!

Aman deyim uzak durun onlardan, eğer Tanrı varsa, bunlara lütuf olacaklar!

Bu yazımı aşağıdaki tweet zincirimi düz yazı haline getirerek ilettim.

https://twitter.com/KemalistIlkay/status/1240394381842173953?s=20

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun