Al Da At!

Felsefede Tanrı’yı metafizikte durumu araştıran ve epistemolojik bir tanıma sığdırmaya çalışan filozoflar, Tanrı’yı açıklamak ve ispatlamak istemişler. Tanrı’yı yok sayamadılar, yokluğunu da ispatlayamadılar; Tanrı’yı var edemediler rasyonel durum yoktu. Her şeyi pozitivist felsefeyle açıklamak isteyen bazı filozoflar da kendilerini genel olarak metafizik özelde Tanrı probleminden kurtaramamışlar ve eserlerini de bu soruna çözüm bulmak için yazmışlar. Yüzyılların düşünsel birikimiyle dini, dili, düşüncesi, rengi ve kültürü farklı da olsa insanoğlu evrensel aklı ile Tanrı kavramını temellendirebilmiştir, filozofların sayesinde; rasyonel zeminde savunan bu ekolün, uzak geçmişten günümüze izi sürülmeye çalışılıyor halen. Pek tabi bildiğiniz üzere hala perdeyi açamadık.

Tanrı var mı, yok mu bilinmiyor. Tanrı varsa sahi nasıl ibadet edeceğiz, bilim insanları ibadet için de teorik bir gen bulursa eğer, şaşırmam mümkün değil! Adeta, bu konu için filozoflar; pardon ki artık resmen teologlaşmışlardı! Hepsi, sanki yarışa girerler. Bilgelik yarışında av yapıyolardı adeta. Biri sanki hedefi vuracaktı, oysa hepsi hedefi hedefliyor, görmeden bana göre yaylarından oklarını boşluğa atıyorlardı. Pratiğe geçmeyen teoriler ne kadar faydalıdır? İlerlemiyorsa hele çoğu kuram… İletmek isterim ki burada filozofları eleştirmiyorum. Yalnızca, insan artık Tanrı’nın varlığını ya da yokluğunu kanıtlayamayacağını, artık insan kabullenmeli! Olsaydı eğer, zaten onu görmemize izin verirdi; ya onu görmemizi istemiyor, zihnimizde kendini engelledi, ya da yok! Tanrı’ya hesap verecek gibi yaşamalı, Tanrı yokmuş gibi de dünyaya muhtaç olduğumuzu unutmamalıyız!

Tanrı! Aydınlanma çağından günümüze değin araştırılıp, irdelense de ilkel insanların da gündemindeydi! Sahi, nasıl var olmuştuk? Adem’le açıklanacak kadar insan basit değildi, dünya ve gezegenler; evren ve evrenler… Sahi, atmosferin kalitesinin düşmesi Tanrı’nın cezası mıydı? Biz, atmosfere dünyadan zarar verdiğimizi hala kabul göremiyoruz. Yaratılıştaki gibi mucizeleri de Tanrı’yla açıklıyoruz, kıyamet durumlarındaki korkunçlukları da! Bulamadığımız cevap mı var, Tanrı’yı etiketle. Bitiyor soru! Cevap hep Tanrı oldukça, hayatımız kolaylaşıyor sanki.

İnsanı sebaatsizlik zorluyor. Doğrulara bu sebeple uzağız. Filozoflara bakıyorum, o dönem tarikatleri olan koca bilge denilen, çoğu düşünce insanlarına; filozof dendiği için dışarıda çoğuna filozof dediğim aramızda kalsın. Pisagor’a (ki gizemcidir kendisi) kadar çoğu filozof, bana göre teolog! Teologlar memleketi Yunanistan bilinir. (de bu da tabi tartışmalı mevzu! Diyojen mesela Sivas’lı! Sivas’ın yollarından bile ne çok filozof geçmiş kim bilir, Ege’den vs. Çoğu ile akrabayız. Demeyin öyle onlara yavur diye, genetik akrabalık da var. Belki İslam öncesi onlar gibi kaçamadık, isimler bundan farklı. Bilmiyorum çok atalarını! Bilsem dökerdim nüfus haritalarını.) Filozofların fikirlerine kulak verdim, kısaca üzerlerinde irdeledim. Tanrı’yı ve ibadetimi belirlemek istedim.

Önce döndüm Aristoteles’in kıblesine kararsızdı imre, Tanrısı ruhtu, evrendi yani göğün ateşliğiydi bir yerde; öğle vakti Cengiz Han’ın dediği gibi Kök (Mavi) Tanrı’ydı belki bir yerde. O da şöyle demişti, Kök Tengri bilir! Havaya, yalnız öğle mi bakacaktım? Tanrı, bir günde 64 rekat namaz verirken, tek öğle ibadetinde, hem de yazın sıcakta kışın soğukta; nasıl olacaktı?..

Kıblemi bu kez Anaximandros’a göre ayarlasam dedim; yahu mevsimlere göre ölen Tanrılarına nasıl kıblemi ayarlardım, hem sayıları dünyalardı. Olmadı, bunca Tanrı’ya göre ayar yapmak, sahnede dansözlük yapmaktan farkı yoktu. Vazgeçtim!

Archimedes; çember Tanrı dedi bilmiyorum, o deseydi en ilkel açıklanamayan güneşi, ayı ve diğer gezenegenleri Tanrılar olarak benimsetirdi belki ve belki de benimsemişti. Ona göre, mantıklı bir fikir olabilirdi.

Anaximenes’in Tanrı’sı havaydı, havasız yaşanmaz dedi belki. Acaba, Tanrı ibadet edilecek şey mi değildi?

Kıblemi nereye çevirsem, başka kıbleye dönmüş oluyordum. Acaba, kıblesiz değil miyiz, ya da illa kıble diye deliriyor muyuz?

İlla bir kümeye dahil olmak zorunda mıyız, dahil olmasak bile, dahil olmayanlar için ideoloji geliştirilmiş, yine bir ideolojiye dahil edildiğimizi biliyor muydunuz?

Pythagoras’a göre tüm nesnelere dağılan ruhla bizim ruhumuzla bağlantılıydı; evrime yakın cevap. Ben ölürüm börtü böcek, leşimden kurtcuklar üreyecek. O zaman içimde Tanrı! Gülmeyin, yazarken yerinize de gülümsüyorum.

Demokritos’a göre Tanrı olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir; bazı zaman bulduklarımız, icat ettiklerimiz, şansımıza gülen sebeplere ve kimi zaman bu imgeleri çıkaran doğa ve sonunda bilgimiz ve zekamız demiş. Tanrı ona göre akıllı, lütufkar, zeki ve doğal. Demokritos çok kızacak ama, galiba ne materyalist buldum ne fantastik, olsa olsa olur inancı arabestik. 🙂

Platon’un yeğeni var bir de Speusippos; Tanrıyı, her şeyi yöneten bir çeşit hayvansı güç olarak düşünmüş. Kaç vahşete tanık olmuştur yavrucak da sadist bir doğa ile tanımlamış…

Herakleitos çok kararsız kalır, fakat tanımsız da bırakmaz! Tanrıyı duygudan yoksun da eder; biçimden biçime geçiştirir ve sonunda yerle gök olduğunu söyler, bence yine de emin olmaz!

Strato ise, Tanrı üretme, çoğaltma ve azaltma gücü olan doğadır; biçimi ve duygusu yoktur. Biçimi yok (!) görünmezlik babında fantastik duygularını betimlemiş olsa da duygusuz demesini, sizce de dünyevi acılar açıklar mı?

Kleanthes de Tanrı’yı; bazen akıl, bazen evren, bazen doğanın ruhu, bazen de her şeyi kuşatıp saran yüksek bir sıcaklıktır. Hissetmek demiş özetle, Tanrı’yı hissetmiş. İnsan korktuğunda vücudunda bir salgı nasıl salgılıyorsa, mutlu olduğunda nasıl kızarıyorsa; muhtemel olabilir ki soğuğu da filozofumuz sevmeyebilir, sıcak Tanrı! Evet olabilir, çünkü cehennem diye ateşiyle tasvir edilen bir mekana sahip Tanrı var bu günlerde…

Parmenides’in grisi yoktu; ya vardı bir şey, ya da yoktu! Tanrı ona göre hissedilirdi, fakat bilinmezdi. Agnostizm (özde bilgisi olmayan), akla geliyor.

“Bilginin azı tehlikeli ise, tehlikeden uzak kalacak kadar çok şey bilen kişi nerede?”

Thomas Henry Huxley

Kant ve daha sonraları Wittgenstein bu problemlerin merkezinde yer alan, hatta sonraki dönemlerdeki birçok filozof ve düşünce akımlarını etkileyen filozoftur.

“Algısız kavramlar boş, kavramsız algılar kördür.”

Kant

Kant’ın bu anlayışı, Wittgenstein’ın dünya olguların toplamıdır; anlayışına çıkış yaparken, her ikisinde nesnel dünya, deneyimin-olgunun konusu olan
dünyanın, çıkış noktasıdır.

“Dil ise bu dünya ile sınırlıdır.”

Wittgenstein

Sözüyle bir önermenin algısal yani olgusal içeriğe sahip olmaları gerektiğini söyleyerek sınır çizer. Bu şekilde her iki filozof, Tanrı kanıtlamalarını epistemolojinin, bilimin ve dilin konusu dışında ele alır. Tanrı’nın varlığına yapılan itirazlar, bir yandan da bilim adına yapılan itirazlardır.

Özetle, onlara göre Tanrı kanıtlanamaz ve kanıtlayanları da eleştiriyorlar. Yani ne Tanrı ile vahiy gönderilmiş, ne de imanda zorunluluk var. Teslimiyete koşulsuzca tevekkül edildiğini görmüş, dinin baskısı ile de karşı çıkanların yine yolunun inanca çıktığı ortaya çıkmaktadır.

Tanrısal durumu kabul görenler de öznel yargılarla sarıldıkları şeyler vardır, asla nesnel değil! Anlam için Tanrı’yı aklen çözmemiz muhakkak gerekiyor mu?

Aklınız yararsız mı? Yararlıysa, neden kullanmıyorsunuz? 

Çok dindar olduğu dönemlerde Sabbah der ki, ‘Kuran’ı akılla okuyun’! Çünkü o bu öneriyi yaparken de şimdi de halen sürmekte olan sorun, duaları okurken defalarca tekrar ediliyor olması. Akıl, burada devreden çıkıyor olabilir mi? (Sabbah, o kadar akıllı bir adamdır ki Kuran’dan hatırladığı ayet ile de öne çıkmıştır; bilgiyi kullanarak Kuran’da yer almayı başarmıştı!) Tabi çok aklını vererek okuduğunu da tarihten görüyoruz.

Tarihe mi bakıyorsunuz, en büyük hikayelerde başrolde Tanrı’yı bulacaksınız. Hikayelerde kullanılmış, hikayelerden kazandırmış, aslında sadece adı kullanılmıştır.

İnanç mı daha mühim, yoksa akıl mı? Bu ikisinden hangisi daha çok hayatımızda baskın?

Eğer, Tanrı var diyorsanız her şeye cevabınız vardır. O, hayatımızı düzenlemiştir. Onun kutsal kitaplardaki buyrukları, hayatınızda belirleyici olacaktır. 

Eğer, Tanrı yok diyorsanız; zihniniz hiç boş kalmayacak ve hep düşüneceksiniz… 

Not: Bu yazıyı kaldırmıştım, yeniden paylaştım. Çünkü ben felsefeyi çok seven biriyim, sanki yazımda filozofları eleştirir gibi aktarmış olmamdan; kaldırmıştım. Oysa, yazımda istediğim mesajı vermişim. Tanrı’yı sorgulamak vakit kaybı inananın… Saygılar.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun