Akinolu Tommaso

Akinolu Tommaso, Buda gibi soylu bir aileden gelen ve maddiyata önem vermeyip ailesinin kendisindeki beklentilerine baş kaldırmış, isyan etmiş ve yoksullara kucak açmış bir insandı. Tommaso, bu isyandan sonra Dominiken diye bir tarikata katılmıştır.

Tommason’un bu baş kaldırışından dolayı aile bireyleri son derece rahatsız olmuş ve kardeşleri tarafından kandırılmıştır. Ancak, Tommaso bu gibi durumlar karşısında çok tutkuluydu.

Tommaso, geniş kapsamlı çalışmalar yapan etkili bir filozof ve teologdu. Tommaso, zaten din üzerine yoğunlaştığı için teoloji alanında özellikle yoğunlaşmış ve ağırlık olarak teoloji üstüne çalışmıştır.

Tommaso teoloji çalışmaları ile Augustinus’un yerini aldı ve Katolik kilisesinin temel tarzını değiştirdi. Peki, ne tür bir değişiklik yaptı?

Genel olarak Augustinus düalistik platonik felsefeyi Hristiyanlık felsefesi ile bütünleştirirken, Tommaso ise getirdiği yenilik ile geleneksel Hristiyanlıkta ki Aristoteles mantığı eklemek oldu.

Aslında, Tommaso felsefe ile teoloji arasında temelli bir bölünme yaratmıştır. Bu, bugün dine ve bilime kendi ayrı epistemoloji alanlarını tanıyan yaklaşıma kadar uzanan, yan zihinlerimizde hala bir yer tutan bir felsefi ve kültürel etki doğurmuştur. Bunun sonucu, düşünürlere aklı dünyaya uygulama konusunda bir gerekçe sağlamasıydı. Çeşitli düşünürler dünyevi alanı inceleme çabasına girişiyordu. Kilise ise, hiçbir biçimde felsefe ile teolojiyi bütünleştiren bir bakış sunmuyordu. Tommaso, bugün bilim diye andığımız çalışma alanı için zamanla Ortodoks kabul edilen ileriye doğru bir yol açtı.

Tommaso, insan hakkında gerçekçi bir tablo çizmeye çalışır. Evrenin gerçeğini ve tanrının gerçeğini anlama kapasitemizi zekamızın düşünce arayışına girme arzumuzu kısıtlar.

Tanrı ve O’nun hakikatleri hakkında bilgi ise vahye bağlıdır. Üstelik Tommaso, Aristoteles’i izleyerek bizim rasyonel yaratıklar olduğumuzu ve insan zihninin öğrenme, bilimsel çalışma ve Tanrı’ya ilişkin tefekkür konularında kapasitesi olduğunu ısrarla söylemektedir. Aristoteles insan için en yüksek ve  en  soylu arayışın tefekkür olduğunu belirtirken, Tommaso buraya, “Tanrı’ya ilişkin tefekkür”ü kolayca sokuşturu vermiştir.

İnsanlık, gittikçe karmaşıklaşan bir hiyerarşi içinde hayvanlar aleminin geri kalanından daha üst bir noktadadır. İnsanların üzerinde de cismani  bir varlığı olmayan melekler vardır. İnsan tefekküre girdiğinde potansiyelini melekler alanının sınırlarını zorlayacak biçimde genişletmektedir, ancak meleklerin bir özelliği olduğu söylenen saf düşünce insandan umutsuzca uzaktır. Tam da Platon ve Sokrates’in belirttiği gibi, bedenimiz  ruhumuzu kısıtlar. Akıl duyularla iradeyi (öğrenme iradesini)  bir araya getirir, ama bilgiye giden bir başka yol daha vardır. Bu, inanç  yoludur. İnanç zeki insanın olduğu gibi aptalın da zihnini aydınlatabilir, demektedir Akinolu; ama inanmak gönüllü bir şey olmak  zorundadır. İnanç zorla yaratılamaz.

Ama, maddi olmayan varlıklar doğal olarak kendilerinin yazgısı olan ereğin  ne olduğunu bilmemektedirler. Bu yüzden, mantıksal olarak, onların erekleri onlar adına seçilmelidir. Bir teolog açısından bakıldığında, seçen ancak Tanrı olabilir. Bir son olduğu gibi, bir başlangıç da olmalıdır. Dünyanın kökeni Tanrı’da yatar. Burada, Tommaso Hristiyanlığın yaratılış teorisinin mantıksal bir uyarlaması için Aristoteles’in “ilk muharrik” kavramını devralır. Bu dünyayı ne kadar iyi tanırsak, birincil nedenin, her şeyin ilk nedeni olan, kendisi harekete geçirilemeyen bir muharrik ile başladığını o kadar daha çok kabul ederiz.

Tommaso bu argümanları yaratarak, tanrının varlığını Aristo mantığı ile tanrının akıl ile bulunabileceğini iddia etmektedir. Teoloji alanında yaptığı çalışmalar klasik Hristiyanlığın temellerine göre her ne kadar rasyonalite indirgemeye çalışsa bile, sonuç olarak inanç rasyonel bir bilgiye indirgendiğinde çelişik bir vaziyet alır.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun