Acılara Yolculuk

Tut ki ben bu ülkenin, aile den sorumlu bakanı olsa idim…!

Evlenmek üzere başvuran çiftleri geniş kapsamlı bir teste sokar, sonrasın da EVLİLİK ÖNCESİ kurslarına gitmelerini zorunlu kılardım.

Neden mi?

Sanırım,toplum da yaşanan olumsuzlukların kökenine inmeye çalıştıkça, en büyük suçlunun AİLE olduğunu görmüş olmamdan…!

Yüzyıllardır süren bir gelenekle atılır ilk adımlar, kız pek güzel maşallah incecik sülün gibi, erkek boylu boslu, babayiğit eh işi var geliri iyi oldu bitti maşallah..

En gösterişli düğünle çalgılı çengili aile kurulmuş olur. İstisnalar kaideyi bozmaz diyerek devam edelim, ilk heves; güncel söylemle balayı sona erince, sonradan yaşanacak fırtınanın ilk rüzgarları hafif hafif esmeye başlar.

Ailenin temel taşı olan bireylerin farklı yönleri zeytinyağı, su misali bir türlü kaynaşmaz.

Biri dışa dönüktür diğeri içe, biri çay sever diğeri kahve, biri alçak gönüllüdür diğeri ukala, biri sinema sever diğeri oyun.

Biri kendi ile barışık diğeri kompleksli, biri evinde saygı sevgi ile büyümüştür; diğeri şiddete varan bir baskı ile bu liste uzar gider…

Sonra kadın anne olur, güzelliği bozulur, oysa bu toplum cariye ister, her daim hizmete hazır.

Erkekle kadının mutsuzluğu taşıması farklıdır çoğu zaman. Kadın içinde saklamayı yeğler, erkeğin ise hedefi bellidir.

Yineliyorum, istisnalar kaideyi bozmaz…!

Erkek ya aldatır, aldatmaz ise hayatı cehenneme çevirir. Her şey suç olur, en basit hatalar yüze vurulur, öze saldırıp can yakarak tatmin olur. Vermeye çalıştığım basit örnek dışında yaşanan milyon çeşit cehennem içersinde, MİNİCİK MASUM BEBELER büyür. Her biri ruhunun derinliklerinde binlerce yara taşıyarak, en iyi koşullar da yaşasalar bile, ileride kendi kuracakları yuvalara içlerindeki acıyı boşaltmak üzere saklayarak.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun