Acı

Sizinde çevrenizde sürekli acılarından bahseden, dünyanın bütün yükünü omuzlarında taşıdığını düşünen, sızlanan, gamlı, dertli, ağlamaklı, sorunları hiç bitmeyen, aşkları, ilişkileri hep mutsuzlukla biten asla huzurlu bir ilişki yaşayamayan insanlar var mı?

Herkes onlara düşman bütün dünya onlara karşı…

Şöyle içinize dönüp bir sorun acı çekmekten hoşlanıyor olabilir miyiz?

Hepimiz ‘’en büyük acı benim’’ demiyor mu?

Acılarımızı yarıştırmıyor muyuz?

İnsanlık tarihinin bilinen en eski acılı insanı Sümerlerden kalma Eski Ahitteki Eyüp Kitabıyla başlar. Acıların ve Sabrın sembolü Eyüp Peygamber ‘Kendi tanrısına!’  (O dönemde herkesin kişisel tanrısı olduğuna inanılırmış)acılarının bitmesi için yalvaran ama asla isyan etmeyen bir şiir yazar.

İşin ilginci kendi acısını herkesin hissetmesini, görmesini bilmesini ister. Belli ki bilinmek ihtiyacı içerisindedir. Şiirde en çok şu kısım dikkat çeker.

Kız kardeşime mutlu şarkılar söylettirme.

Senin önünde gözyaşları dökerek benim talihsizliklerimi anlatsın,

Karım kederle benim acılarımı dillendirsin,

Usta şarkıcı benim acı yazgıma ağıt yaksın

….

Eyüp Peygamber neden herkesin kendi acısına yanmasını istemektedir?

Acaba içinde ki sevilme, değer görme isteğini bu yolla doldurmaya mı çalışmaktadır?

Onun mutlu olma şekli bu olabilir mi? Acılarından mutlu oluyor olabilir mi?

İnsan acı çekmekten mutlu olur mu?

Bizler yani acılarımızı sürekli tekrar tekrar yaşayanlar Eyüp Peygamber gibi olabilir miyiz? Ya da Eyüp Peygamber bizim gibi olabilir mi? Sizce Eyüp Peygambere haksızlık mı ediyorum? Hepimizin içinde gizli mazoşistler saklanmış olabilir mi?

Kendimizi mutluluğa layık görmediğimiz için mi hep acılarımızı anıyoruz yoksa acılarımız bizim mutluluk kaynaklarımız mı?

Bir çocuğun annesinden en çok şefkat gördüğü zamanlar değimlidir düşüp yaralandığı anlar. Yoksa çocukluğumuzdan kalan o sınırsız sevgiyi mi arıyoruz?

Acıların çocuğu Emrah filmleri ile büyümüş bir nesil olarak kitaplarda, şiirlerde, şarkılarda bitmek bilmeyen o acı çekme halinden mutluluk duyan bizlerin bu arzusunu gören bazı ‘güçler’ de sürekli ülkemizi terör, ekonomik sıkıntılar, doğal afetlerde ki beceriksizlikler,sağlık sektöründe ki aksaklıklar, adaletsiz adalet sistemi ile bizi mutlu etmek için ellerinden geleni ardına koymamaktalar.

Eyüp Peygamberin sabrını yanlış anlamış olabilir miyiz?

Hesap sormayı adaletin peşine düşmeyi bir türlü öğrenemediğimiz için mi yoksa mutluluğu ve insanca yaşamayı kendimize layık görmediğimiz için mi bilinmez, hak ettiğimiz huzurlu hayata kavuşamıyoruz. Acaba hak etmediğimizi mi düşünüyoruz? İçimizde ki değersizlik duygusu mu bizi acılardan zevk alır hale getirdi?

Doğu kültürümüzün acılı yemekler sevmesinin sanırım bu konuyla ilgisi yoktur ama arabesk müziğe olan ilgisinin kesinlikle bu konuyla ilgisi vardır.

Madem konuyu çözemedik o zaman hep beraber Emrah’ın acıların çocuğuyum şarkısını söylemeye devam edelim. Lütfen yüzünüze o acıklı,  duygusal, sevgi dilenen ifadeyi takınmayı unutmayın!

Yıllar yılı dert yolunda

Ne ilk ne de sonuncuyum

Kahrediyor hayat beni

Acıların çocuğuyum

Söylemiyor kimse derman

Öyle zor ki mutlu olmak

Yüreğimde büyük ferman

Acıların çocuğuyum

Ben acılar çocuğuyum

Sevdalardan darbe yedim

Şu gönlüme sevme dedim

Ömrü yare kul eyledim

Acıların….

Aşkı, sevgiyi, ikili ilişkileri bile acısız yaşayamıyoruz. Ama unutmayalım ki hiç kimse sizi sonsuza kadar acınızla sevmeyecek hatta bitmek bilmeyen acılarınız bir müddet sonra yanınızda ki insanlara zül gelmeye,onlara yük olmaya başlayacak ve kötüye giden bu ilişkileriniz yine acılar içinde son bulacak.

Belki de istediğimiz sonsuza kadar acılar ile yaşamaktır!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun