Her Yerde ve Her Zaman İnsan

Nerede olursa olsunlar, ne zaman olursa olsun dünyanın her yerinde insanlar gruplar halinde yaşar. Bu gruplar, milyonların kaynaştığı Tokyo, Kalküta ve Londra gibi şehirlerde çok büyük; İngiltere’nin dağ köylerinde, Borneo’nun Kelabitlerinde, Poliİıezya’nın Tikopialarındaki gibi küçük; ya da Eskimo ve Chuckhilerin birbirlerinden uzak yaşayan ailelerinde olduğu gibi, küçücük olabilirler. Fakat ister büyük, ister küçük olsun, topluluklar daima şu özelliği kanıtlar; insanlar yalnız değil, birlikte yaşar.
İnsanlığın başlangıcından beri insanların takımlar ve giderek daha karmaşık topluluklar halinde yaşadığı bilinmektedir. Çünkü prematüre haliyle bir insanın hayatın gerektirdiği bütün etkinlikleri gerçekleştirmesi olanaksızdır. Bu yüzden başka insanlara ihtiyaç duyar. En temelde insan yavrusunun uzun süreli bakma ihtiyaç duyması, onu koruyup kollayacak, bakımını yapacak ve hayata hazırlayacak bir kurumu zorunlu kılmıştır. Anne ile çocuk arasındaki bu zorunlu bağımlılık ilişkisi, sadece çocuğu bağlayan bir süreç de değildir. Anne de çocuğa bağımlı haldedir ve bu yüzden hayatı sürdürmesi için zorunlu etkinliklere vakit ayıramayacaktır.
Memelilerden daha yavaş ve uzun süren büyüme süreci, ebeveynlere daha fazla bağımlı halde geçirilen çocukluk, öğrenme sürecinin ve öğrenilen şeylerin de artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle primatlar diğer memelilerden daha esnek ve öğrenmeye dayalı davranışlara sahiptirler. Memelilerin tersine her seferinde bir yavru doğuran primatlarda, az sayıda yavru ebeveynlerin özenle bakımı ve ebeveynlerin fedakârlığıyla risk olmaktan çıkmıştır.

Toplumlar tarihten tarihe ve coğrafyadan coğrafyaya farklı sosyal yaşam ve davranış biçimlerine sahiptirler. Toplumların gerek günümüzde gerekse tarihteki yaşantılarına baktığımızda İbni Haldun’un ”coğrafya kaderdir” sözünü görürüz. Şimdi birkaç örneğe bakalım:
Yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce Mısır’ı gezen Herodotos, başka yerlerde gözlemleme imkanı bulduğu alışkanlıkların tam tersine rastlayınca şaşkınlığa düşecek ve Mısırlıların her hususta diğer halkların tersi davranışlar gösterdiğini yazacaktı. Kadınlar ticaretle uğraşırken erkekler evde kalıp halı veya kumaş dokuyorlar; ama dokumada da, atkı atmaya başka ülkelerdeki gibi yukarıdan değil aşağıdan başlanıyor. Kadınlar küçük hacetlerini ayakta, erkeklerse çömelerek yapıyorlardı.
Endonezya’nın Alor adasındaki çocuklar, istenmiş; olmalarına rağmen ihmal edilirler. Tarlalarda ağır işlerde çalışan kadınlar, çocuklarının beslenmesine ve şefkat ihtiyaçlarına önem vermezler. Çocuk ağladığı zaman, herhangi bir kimse, ağzına yarı çiğnenmiş bir muz verir, ama hiç kimse çocuğun sevilme ve emniyet ihtiyacını gidermeye çalışmaz.
Doğu Asya topraklarından denize doğru uzun bir dil uzanmaktadır; Malaya yarımadası. Uç kısmı hemen ekvatora kadar uzanan bu bölgenin iç kısmı, çok sık bir tropikal ormanla kaplıdır; Semanglar bu ormanın derinliklerinde yaşar. Bunlar bir negrito (negroid tipin baskın olduğu pigmeler) grubudur; ormanda sayıları ender olarak iki düzineyi aşan ve çoğu aynı aileden olan gruplar halinde dolaşırlar. Semanglar, meyve .ve kök toplayarak, avlanarak besinlerini sağlar. Ormanın sık olmasına karşın av hayvanları ve yenebilen meyveler kıttır, dolayısıyla bu küçük insan grupları çoğu zaman bütün gün dolaşmak zorunda kalır. Kaplan, leopar gibi büyük hayvanlardan sakınırlar. Erkekler yaban domuzu, tarla faresi, maymun ve kuş avlar. Bu hayvanları uçlarına ipoh zehiri sürülmüş oklarla öldürürler. Bu zehir, ‘küçük hayvanları hemen öldürecek derecede kuvvetlidir. Kadınlar, çocukların yardımıyla topraktan yabani Hint patatesi (yam) çıkarır; meyve, sert kabuklu yemiş ve yenebilen yaprakları toplarlar. Bu toplulukta ailelerin çocuklarına bıraktıkları mülkiyet çok azdır. Sınıf farkı ortaya çıkmaz.
Gröenland’dan Alaska’ya kadar uzanan büyük Kuzey Kutbu alanında dünyanın en ilginç insan gruplarından biri yaşar; Eskimolar. Bunlar, mongoloid gruptan kısa boylu, sağlam yapılı insanlardır. Hemen her yerde konuştukları diller birbirlerine çok yakın lehçelerdir ve yüzyıllardan beri sert çevre şartlarına mükemmelen uyan bir yaşama şekli geliştirmişlerdir. Karlar erimeye başlayınca Eskimolar, liken, yosun ve çalılarla beslenerek tundrayı bir baştan öbür başa aşan geyik sürülerini avlamaya başlarlar. Avcılar bunları ya akla vurur, ya da dar vadilerde tuzak kurar veya sürüleri ince bir buz tabakasıyla kaplı göllere sürerler. Yeteri kadar geyik birikince buz, ağırlıklarını tartamayarak kırılır, Eskimolar da deri, kaplı kayıklarıyla yüzen geyiklere yaklaşarak mızrakla öldürürler. Ayrıca erkekler, kurdukları kapanlarla kurt, kuş gibi hayvanları yakalar ve balık avlarlar. Kadınlar ve çocuklar da meyve toplar ve en çok üç yüz, en az otuz’ kişilik kampların işleriyle uğraşır.
Bütün Güney Afrika’nın en çıplak, en barınılmaz yöresi Kalahari çölüdür. Bu alan, ancak seyrek bir ot örtüsü, çalılık ve bodur ağaçların yetişmesine yetecek kadar yağış alır. Bunaltıcı sıcakta antilop ve devekuşu sürüleri otlar, öldüklerinde de leşlerini çakallar ve akbabalar paylaşıp bitirir.
Buşmenler bu çölde yaşar. Bütün yıl boyunca, av sürülerini bir yerden diğerine izleyerek besinlerini sağlamaya çalışan küçük gruplar halinde yaşarlar. İnsan ve hayvanlar için en önemli ortak ihtiyaç, devamlı su kaynağı bulmaktır. Kuru geçen kış mevsiminde, avcılar, sayıları çok azalmış olan su birikintilerinin başında pusuya yatıp su içmeye gelen hayvanları akla vururlar. Okların uçları çeşitli zehirlere batırılmıştır, ama hiç biri hemen öldürecek güçte değildir.
Kadın ve çocuklar, yabani kavun ve diğer sulu bitkilerle birlikte, meyve, kök, böcek, kertenkele, devekuşu yumurtası toplayarak besin ve su sağlanmasına katkıda bulunurlar. Bu iş sırasında kaba yapılı taş aletler ve toprağı ‘eşmek için çubuklardan yararlanırlar. Boşalan devekuşu yumurtaları su kabı olarak kullanılır. Kırık kabuk parçaları oyularak yapılan yassı boncuklardan imal edilen gerdanlıklar en beğenilen süs eşyalarıdır. Bu boncuklar aynı zamanda da değiş tokuş için kullanılır.
Tikopia Polinezya’da, Solomon adalarının doğu ucundaki küçük bir volkanik adadır. Erkeklerin saçlarını uzatmalarına karşın kadınların saçlarını kısa kestirirler.
Sibirya’nın uzak kuzeydoğusunda yaşayan Tunguzlar arasında çok farklı besin üretim şekilleri görülür. Dünyanın en sert iklimlerinden birine sahip olan bu bölgede kar hemen bütün yıl boyunca hiç kalkmaz. Ancak birkaç hafta süren buz çözülmeleri yazın en sıcak dönemine rastlar. Erkekler Ren geyiklerini binek ve yük toplamı 65 kiloyu aşmamak şartıyla yük hayvanı olarak kullanırlar. Bunun için de, geyik başını sağa sola çevirdiğinde biniciye çarpmaması için, hayvanların boynuzlarını keserler. Ren geyikleri dayanıklı hayvanlardır, hatta hafif bir kızağa koşulduklarında günde elli mil yapabilirler. Evcilleştirilmiş Ren geyiklerinin başka bir kullanılma alanı da, Tunguzların başlıca et kaynağı olan vahşi Ren geyiklerini çığırtkanlık yaparak tuzağa çekmektir.

Kaynakça;
Wells, C., & Güvenç, B. (1994). Sosyal antropoloji açısından insan ve dünyası. Remzi Kitabevi.
Lévi-Strauss, C. (2014). Hepimiz Yamyamız, çev. Haldun Bayrı, İstanbul, Metis Yayınevi.

Yazan, SerZer

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun