‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün Ardından…

Dün dünya kadınlar günüydü. Bu yazımda bugünün ne olduğundan ve tarihçesinden bahsetmeyeceğim. Anlamak ve anlatmak istediğim konu; bizim bu günden ne anladığımız veya ne anlamamız gerektiği.

Günümüzde dünya kadınlar günü, kutlanması gereken özel bir gün olarak görülür. Eşimiz, iş verenimiz, arkadaşımız kadınlar günümüzü kutlar. Bazıları bu günü bir buket çiçek veya tek bir gülle, bazıları kozmetik bir hediye veya ev işinde kullanılacak bir aletle, bazıları bir gezi veya bir akşam yemeğiyle, bazıları da sosyal medyadan gönderdiği mesajlarla somutlaştırır. Hatta bir çok mağaza bu günü kadınlara özel alışveriş günü olarak görüp çeşitli kampanyalar düzenler. Çünkü, çoğumuza göre de bu gün bize alışverişi hatırlatır. En şaşalı kutlamaları da kadın sorunlarının kendi zihniyetleriyle ilgisi olduğunu düşünmeyen devlet insanları veya işverenler yapar. Çünkü, kadın sorunlarına yol açanlar hep başkalarıdır.

En çarpıcı ironi, aslında kadınlar gününde yaşanır. Kadına yıl boyu ayrımcılık veya mobbing uygulayanlar, bu gün kadınlar gününü kutlar. Yine din kisvesi altında devletin resmi kurumundan, cemaatlere, sözde din adamlarından akademisyen geçinenlere, hatta kadından sorumlu yetkililere kadar cinsiyet eşitsizliğini yücelten, kadının yerinin evi olduğunu söyleyenlerin ve bunları destekleyenlerin kadın sorunlarında hiç suçu olmadığı için gündeme bile gelmez. Aslında kadınlar gününün sorunu bu değil midir? Bu günü ne olarak gördüğümüz ve nasıl algıladığımız.

Yüreğiyle sevgisini ve saygısını göstermek için bu günü bir vesile bilerek hatırlayanları tenzih ederek diyorum ki! Kadınlar günü “iyi ki de kadın olmuşuz veya daha nice kadın günlerine” diyerek kutlanmamalı. “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”, kadın sorunlarını görme, nedenleri ve çözüm yollarını arama, sorgulama günü yani farkındalık kazanma günü olmalı. Neden cinsiyet ayrımcılığına dayanan şiddete maruz kalıp kadınların yaşam hakları ellerinden alınıyor? Neden dilimiz eşitlik derken uygulamada bunu yapamıyoruz? Neden hep dinden bahsederken kadına göz dağı veriliyor? Neden iki de bir kadının yeri evi deniliyor?

Tüm dünyada kabul gören ve bilimsel gerçekliğe dayanan bir durumu kabul etmek ve buna yönelik hareket etmek durumundayız. Kadın sorunlarının ve kadına yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatmaktadır. Bu sorununun üzerine gidilmedikçe kadın sorununun devam edeceği apaçık ortada değil midir? Yoksa kadını dört duvar arasında görmeye çalışan zihniyetin var olduğu bir toplumda kadın sorunlarının çözüleceğine, kadına şiddetin azalacağına inanmak, havanda su dövmekten ibaret kalacaktır.

Örneğin Türkiye, yıllar içinde uluslararası anlaşmalara imza atarak kadın sorunlarına yönelik somut adımlar atmıştır. Ancak uygulama, tam tersi yöne evrilmiştir.  Türkiye’nin en bilimsel kurum olması gereken YÖK, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesini” geçen yıl yürürlükten kaldırmıştır. Onun bu belgeyi kaldırması toplumsal cinsiyet eşitliğini kabul etmediğine mi işarettir? Aksi ise neden kaldırmıştır? Bu durumda tüm üniversiteler ne yapacak, nasıl bir yol izleyecek? Üniversitelerde açılan toplumsal cinsiyet eşitliği birimleri ne yapacak? Toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyici uygulamalardan vaz mı geçilecek? Uluslararası anlaşmalardan vazgeçilip Kur’an mı referans alınacak?

Örneğin Diyanet’in hazırladığı eşine çay getiren kadın ve onun yüzüne bakmayan koca rolü tam da cinsiyet eşitsizliği üzerine kurgulanan, kadını yine dört duvar arasında hapsetmeye ve yine var olma sebebinin “eşine hizmet etme” olduğunu zihinlere yerleştirmeye yönelik bir reklam değil miydi? Bir taraftan bu reklamı yayınlayıp diğer yandan kadına yönelik şiddetten yakınmak ne kadar doğru ve ne kadar samimi olabilir ki?

Kadınlar gününün beni düşüncelere sevkeden bu ve benzeri sorularıma, gören gözlerime ve duyumsayan yüreğime kim, nasıl cevap verecek? Umduğumuz toplumsal cinsiyet eşitliği nasıl sağlanacak? Gelecekten ne bekleniyor? İnsan önündeki çukura bilerek yürür mü?

Gülhan, 9 Mart 2020

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun