2023’te Cumhuriyet Bayramı’nı Kutlayabilmek İçin Yapabileceklerimiz

Kuruluş’tan bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk solunun karşısındaki, en etkili ve en tehlikeli düşmanın, ‘dincilik ve din müessesesi olduğunu’ rahatlıkla söyleyebilirim. Emperyalist güçlerin de din ve dincilik üzerinden zeminimizi sallayarak, Türkiye Cumhuriyeti’ni parçaladıktan sonra Ortadoğu’nun bir öğesi yapmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Bu perspektiften hareketle, dünümüzü ve bu günümüzü değerlendirmeye çalışacağım.

Kuruluş Ayarları

Bundan 94 sene önce Mustafa Kemal Atatürk’ün, emperyalist güçler tarafından dinin kötü niyetli kullanılmasının önüne geçmek amacıyla ilk işlerinden birisi olarak, tekke ve zaviyeleri kapatması ve kalkınma hamlesini eğitim seferberliği ile başlatması bir tesadüf değildi. Çünkü, dinciliğin ve gericiliğin panzehiri eğitim ve pozitif bilimlerdir.

Kurtuluş savaşı ertesi, cahil bırakılmış insanlarla kalkınma çok zor olacaktı, eğitim şarttı. Gerçek eğitim kurumlarının işlerliğinin olabilmesi için tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Bundan sonra genç Türkiye Cumhuriyeti çok değerli bilim insanları ve nitelikli bireyler yetiştirmeye başladı.

‘Din’ her nedense, düşünen ve sorgulayan insanlardan hoşlanmıyor. Hesap sorabilme ihtimalini ortadan kaldıran, kesin biat talep eden dincilik; laikliğin, demokrasinin ve bilimin en büyük düşmanı. Emperyalizmin de en sevdiği ve en kolay kullanabildiği müessese elbette.

“Cehalete yatırım, yurttaşı düşünme yeteneğinden uzak tutan en büyük silahıdır.”

Mine Kırıkkanat

Kullanım Hataları

Okumanızı önereceğim Coşkun Özdemir’in ‘Karşıdevrimle Hesaplaşma’ adlı eserinde, acemice anlatmaya çalışacağım konular hakkında mükemmel tespitler bulunuyor:

‘…Demokrat Parti iktidarı daha ilk adımlarını attığımız demokrasiyi yozlaştırmak için her şeyi yapmıştır. Onları izleyen hiçbir iktidar cumhuriyet devrimlerine, aydınlanmaya, laikliğe sadık kalmamış, tam tersine halkın dine bağlılığını kullanmış, halkın çağdaş aydınlanmacı bir eğitimle donatılmasını engellemiştir…’

Coşkun Özdemir

Çok genç de olsa, Atatürk’ün attığı sağlam temeller ile Türkiye Cumhuriyeti’nin, emperyalizmin emellerine ulaşmasına izin vermeyecek yapıda olduğu kısa zamanda emperyalist güçler tarafından anlaşıldı. Çok partili döneme geçişimiz emperyalizmin arzusu idi. İktidara getirinceye kadar, din adı altında ülkemize arzu ettikleri kargaşayı yaratamamış olan emperyalist güçler, Menderes dönemi ile kirli hesaplarını uygulamaya başladılar. Menderes ile Türkiye’nin kuyusu kazılmaya başlandı, bu kazı işleminde kullanılan enstrüman din idi.

Din ve inanç üzerinden, hem Atatürk devrimlerinin hem de sol ruhumuzun yıpratıldığını düşünüyorum. Soğuk savaş yıllarında, özellikle kırsalımızdaki yurttaşlarımıza, komünizmin dinsizlik demek olduğu söylenmedi mi? Eğer sol görüş iktidara gelirse, dini ve ibadeti yasaklayacağı anlatılmadı mı? Hatta sol görüşlü kadınların iffetsizliği dile getirilmedi mi? Belki de bu yüzden 68 kuşağı yeterince tabana kendini anlatamadı. Sanki dindarlığını ispatlama mecburiyeti varmış gibi, pek çok yurttaşımız, sol ideolojiyi kendilerinden uzak tutarak ne denli dinlerine bağlı olduklarını göstermeye çalıştılar.

Yeni doğmuş bir bebeğin nüfus cüzdanında din hanesinin doldurulmasına neredeyse hiç birimiz itiraz etmedik. Oysaki dinler tarihini okumamış, yüzeysel olsa da felsefe ve mantık eğitimi almamış bir çocuğun din seçmesi söz konusu olmamalıydı. Sadece şimşekleri üzerimize çekmemek için sessiz kaldık, ama şimdi soyut bir diktatörle baş başayız: Allah!

İnançlı tarafa baktığımda cevap bulamadığım sorularım var. Örneğin neden hiçbir inançlı, bebelere çocuklara tecavüz edilirken Allah’ın sadece yukarıdan bakıp, her şeye gücü yetmesine rağmen bu duruma neden izin verdiğini sorgulamıyor. Veya ne ile ve niçin savaşmaya gittiğini gerçek şekliyle bilmeyen binlerce askerin ve sadece günlük yaşantısını sürdürmeye çalışan binlerce sivil insanın ölümü Allah’a ne kazandırıyor sorusu gündeme getirilmiyor. Bu sorgusuzluk ise en çok emperyalist karar vericilerin ve işbirlikçilerinin işine yarıyor.

Arıza

Emperyalist güçlerin bilinçli desteği ile 1950’lerden beri halkımızı cahilleştirme çabaları sanırım artık günümüzde meyvesini verdi: Türk olmakla Müslüman olmayı birbirinden ayırt edemeyen insanlarımız var.

‘…Atatürk’ün en büyük devrimi bizi çağdaşlığa taşıyacak olan Aydınlanma’dır, laikliktir…(İktidarlar) Laikliği halka insafsızca dinsizlik olarak anlatmışlardır…Oysa ki, laiklik demokrasinin olmazsa olmaz olmaz koşuludur. Laiklik insan haklarıdır, kadın haklarıdır, eşitliktir, uygarlıktır. Aklın, bilimin önceliğidir ve din karşıtlığı değildir. Dinsel bağnazlığın, yobazlığın engellenmesidir…’

‘…(ne yazık ki günümüzde) batıl inançlarla, hurafelerle yaşayan milyonlarca yurttaşımız milli iradeyi temsil ediyor…’ (şeklinde gerçek durumumuzu tespit ediyor.)

Coşkun Özdemir

Menderes ile başlayan cumhuriyeti çökertme dönemi, aradaki darbeleri, gıdım gıdım solun geri gidişini, dolayısı ile din ile yapılan siyasetin önünün açılmasını atlayarak, 17 sene önce iktidarın siyasal dincilerin eline nasıl geçtiğini aşağı yukarı hepimiz biliyoruz. Bu iktidarın yaratıcısının emperyalist güçler olduğunu ve çok daha büyük bir planın parçası olduğunu da biliyoruz.

Ve 17 senede Cumhuriyetin bütün kazanımlarını kaybettiğimiz gibi ahlak ve bilim alalarında da çok büyük kayıplarımızın ve çöküntünün olduğunu da biliyoruz. Buna karşın, emperyalist güçler henüz tam olarak isteklerine ulaşmamış olduğu için, Türkiye’mizin tüketilmesini sürdürmek niyetindeler. Çarpıtılmış bir din ile zehirlemeye başladıkları insanlarımızı, şimdilerde Araplaştırmaya çabalıyorlar. Ama bilmiyorlar ki biz Ortadoğu insanından çok farklıyız.

Kurtuluş

29 Ekim 2023’de Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayabilmenin, milli iradeyi demokrasiyi destekleyen kesimlerin temsil eder duruma gelmesiyle olası olduğunu düşünenlerdenim. Muhalefetin, ister seçmen seviyesinde ister partiler çatısı altında, yani en alttan en üste kadar her kademede, birbirlerini ve kendilerini yıpratmadan birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Son cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi her partinin kendi adayını seçime sokmasını çok tehlikeli buluyorum.

17 senedir – bizim ödediğimiz vergilerle – yetiştirilen dinci militanların ellerini ovuşturdukları bir dönemde, geniş kitlesel protest hareketler, emperyalist odakların umduğu iç savaş başlangıcı olabileceği sebebiyle, en azından beni ürkütüyor. (Bir de beslediğimiz ithal militanlarımız var, herhangi bir karışıklık anında bizlere karşı kullanılmak üzere bekletilen.)

Özgürlükçü ve demokratik yeni bir anayasa hazırlanabilmesinin tek yolunun demokratik yollarla iktidara gelmek olduğunu düşünüyorum.

Peki, din ile bu denli uyuşturulmuş yurttaşlarımıza nasıl sesimizi duyurabiliriz? Bu sorunun cevabı yurttaşlarımızın diğer önceliklerinde yatıyor: din ve ibadetten daha çok önemsenen şahsi çıkarlar, bedavacılık ve para bizi kurtaracak diye düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti yıkılırsa, yerine getirilmesi düşünülen İslam Cumhuriyetinde emekli maaşları, yoksul maaşları ve aynı yardımların yapılmayacağını her bireye anlatmak zorundayız. Aynen yıkılan ve parçalara ayrılan Yugoslavya örneğinde olduğu gibi. Slovenya, Kosova, Sırbistan, Makedonya, Bosna-Hersek, … emeklilerine  ‘siz yıkılan Yugoslavya devletinin emeklilerisiniz‘ denilerek maaş ödenmemesi gibi, burada da ödenmeyeceğini ilgili bireylere duyurmanın çok faydası olur kanaatindeyim.

“(Askeri) Zaferler ancak çağdaş, akla-bilime dayanan aydınlanmacı bir eğitimle taçlandırılabilirse gerçek bir kurtuluştan bahsedebiliriz.”

Mustafa Kemal Atatürk

Bugün kendimizi Ortaçağ gericiliğine karşı bir savaş içinde görüyorum. Bu mücadelemiz zaferle sonuçlanacak. Atatürk’ün bahsettiği akla- bilime dayanan eğitimle yaralarımızı saracağız ve dünyada hak ettiğimiz yerimizi alacağız.

Son 17 sene içinde çok büyük kayıplarımızın olduğunu dile getirmek acıtıcı olsa da bir gerçek.

  • Eğitim
  • Hukuk
  • Dış Politika
  • Silahlı Kuvvetler’in öncelikle ele alınması gereken kurumlardan olduğunu düşünüyorum.

Bunun yanı sıra göçmenlerin ve sığınmacıların da acil olarak evlerine geri gönderilmeleri gerekmekte. Sığındıkları ülkemize uyum sağlamaya çalışacaklarına bizleri kendilerine uydurmaya çalışmaları son derece rahatsız edici. Kültürel yapımızı bozduklarını düşünüyorum.

Suriye’den gelen sığınmacıların savaştan kaçarak canlarını kurtarmaya çalıştıkları söylenerek, vicdanımızı bize hatırlatmaya çalışanlar var. Bu kişilere, Afganistan ve Pakistan’dan gelenlerin neden Türkiye’ye geldiklerini sormak isterim. Neden komşuları olan ülkelere değil de buraya? Hiç biriyle ortak alışkanlıklarımız, yaşam biçimimiz olmamasına rağmen, canını kurtarmak üzere onca yol kat edip neden Türkiye’ye?

Emeklisini açlıkla sınayan hükümetimizin müşfiklik içinde sığınmacılara ve göçmenlere maaş bağlaması anlaşılabilir değil. Dinci militan olma olasılığı yüksek olan bu kişilere ödenen paraların memur ve emekli maaşlarını iyileştirmek için kullanılmasını çok daha vicdani bulduğumu söylemeliyim.

Yaşamlarımıza, çocuklarımızın eğitim ve geleceğine neredeyse zorbalıkla müdahale eden tarikatların ve diyanetin kapatılması gerekmektedir. Sevgili İlkay Hanım’ın alternatif eğitim kurumları önerisini çok önemsiyorum. Elbette bu kurumlardan önümüzdeki 3-4 sene içinde mucize beklemek hayalcilik olur, ancak kaç kişi kurtulursa kardır. Köy enstitüleri günümüze uyarlanarak acilen açılmalı, eğitim sisteminin de köy enstitülerini baz alarak yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Yani olabildiğince kendi kendine yeten, üreten ve yeteneğine göre uzmanlaştırılan bireyler yetiştirilmelidir.

Evet, zamanımız dar olmasına rağmen demokratik çoğunluğu ele geçirip kuvvetler ayrılığı ilkesini ve özgürlükleri koruyup kollayacak yeni bir anayasa hazırlanması şansımız hala var. İktidarın elindeki en büyük koz olan ‘ne yaparsak yapalım seçimleri kazanırlar’ algısı, son belediye başkanlığı seçimleriyle yer ile yeksan oldu. Psikolojik üstünlüğü kaybettiler.

Şimdilerde ‘kaybetseler de gitmezler’ algısı yerleştirilmeye çalışılıyorsa da, bunun da yıkılacağından eminim.

Zaman Atatürk’e Öykünme Zamanı

Atatürk’ü yüce ve ulaşılamaz yapan, eserleridir. Bıraktığı eserlerin ne amaçla ve nasıl meydana getirildiğini, nasıl korunması gerektiğini, tehdit altında nasıl reaksiyon verileceğini net olarak ortaya koymuştur.

Nutuk’ta bugünümüze nasıl geleceğimizi adım adım tarif ederek; tanımlamasını yaptığı tehlikelerden nasıl korunacağımızı anlatmıştır. Eğer korunmayı başaramamışsak, yani bugün içine düştüğümüz duruma ulaşırsak, nasıl kurtulacağımızı da tarif etmiştir.

Bu günümüzün 86 yıl önce tarif edildiği, ürpererek okuduğum Bursa Nutku’nu hep birlikte hatırlayalım:

ATATÜRK’ÜN BURSA NUTKU

TÜRK GENCİ, DEVRİMLERİNİN VE CUMHURİYETİN SAHİBİ VEBEKÇİSİDİR. BUNLARIN GEREĞİNE, DOĞRULUĞUNA HERKESTEN ÇOK İNANMIŞTIR. YÖNETİM BİÇİMİNİ VE DEVRİMLERİ BENİMSEMİŞTİR. BUNLARI GÜÇSÜZ DÜŞÜRECEK EN KÜÇÜK YA DA EN BÜYÜK BİR KIPIRTI VE BİR DAVRANIŞ DUYDU MU, “BU ÜLKENİN POLİSİ VARDIR, JANDARMASI VARDIR, ORDUSU VARDIR, ADALET ÖRGÜTÜ VARDIR.” DEMEYECEKTİR. ELLE, TAŞLA, SOPA VE SİLAHLA; NESİ VARSA ONUNLA KENDİ YAPITINI KORUYACAKTIR.

POLİS GELECEK, ASIL SUÇLULARI BIRAKIP, SUÇLU DİYE ONU YAKALAYACAKTIR. GENÇ, “POLİS HENÜZ DEVRİM VE CUMHURİYETİN POLİSİ DEĞİLDİR.” DİYE DÜŞÜNECEK, AMA HİÇ BİR ZAMAN YALVARMAYACAKTIR. MAHKEME ONU YARGILAYACAKTIR. YİNE DÜŞÜNECEK: “DEMEK ADALET ÖRGÜTÜNÜ DE DÜZELTMEK, YÖNETİM BİÇİMİNE GÖRE DÜZENLEMEK GEREK.” ONU HAPSE ATACAKLAR. YASAL YOLLARLA KARŞI ÇIKIŞLARDA BULUNMAKLA BİRLİKTE BANA, BAŞBAKANA VE MECLİSE TELGRAFLAR YAĞDIRIP, HAKSIZ VE SUÇSUZ OLDUĞU İÇİN SALIVERİLMESİNE ÇALIŞILMASINI, KAYRILMASINI İSTEMEYECEK. DİYECEK Kİ, “BEN İNANÇ VE KANAATİMİN GEREĞİNİ YAPTIM. ARAYA GİRİŞİMDE VE EYLEMİMDE HAKLIYIM. EĞER BURAYA HAKSIZ OLARAK GELMİŞSEM, BU HAKSIZLIĞI ORTAYA KOYAN NEDEN VE ETKENLERİ DÜZELTMEK DE BENİM GÖREVİMDİR”

İŞTE BENİM ANLADIĞIM TÜRK GENCİ VE TÜRK GENÇLİĞİ!

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

BURSA, 5 ŞUBAT 1933.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun