13 Ağustos 2020

milattan sonra 2020. yılın, 8.ayının 13. günü.

bugün istanbuldaki kızılay tıp merkezlerinden birine, önceden randevu alarak gittim.
5-10 dakika erken gitmiş olmama rağmen, hastaneye girmem ile çıkmam 30 dakika sürdü.

bu 30 dakikanın tüm ayrıntılarını (aklımda kaldığı kadar) size aktaracağım;

cümle kapısından girdikten sonra,
sağda bir masada oturarak bekleyen bir hemşire ile göz göze geldik,
ona doğru gitmem gerektiğini anladım,
hemşire elindeki cihazla ateşimi ölçtü ve “hangi servise geldiğimi” sordu,
kbb dedim,
hemşire,
“sağındaki bankoyu göstrerek kayıt yaptırdıktan sonra 4.kata çıkacaksınız” dedi.
teşekkür edip sağdaki bankoya seyirttim,
banko yaklaşımında yerdeki sosyal mesafe stickerlarına riayet ederek sıraya girdim, bankoda 2 kadın memur hizmet vermekteydi.
sağdaki memurun önünde 1 bekleyen ve 1 de işlemi yapılan olmak üzere; 2 kadın, soldaki bankonun önünde ise işlemi yapılan 1 erkek vardı.
önce sağdaki sıraya girdim ve sonra hemen soldaki sıraya yöneldim.
sağdaki erkeğin işi bitince girdiği yerden değil de daha dar bir aralıktan (kısayol) çıkmaya çalışınca, bankonun önündeki birbirine uyarıcı bantlar ile bağlı direkleri silsile halinde devirdi, benim önümdeki kadın ve onun önündeki kadın kaldırmaya yeltendiğinde ise, bu denyo ben devirmedim ki dedi (maskeden dolayı ötesini berisini algılayamıyor; oysa ki omuzunda aslı olan çanta takıldı zımbırtılara) orada ben topa girdim ve sizin devirmeniz gerekmiyor yardım edin dedim (uzaktayım sosyal mesafeden dolayı yaklaşamıyorum çünkü 3 insan var bölgede) bunun üstüne şuursuz denyo eğildi, direkleri kaldırdı ve götün götün gitti.
neyse konu bu denyo değil,
anlatacağım gerçek hikayede hiç ama hiç, kötü/olumsuz/gereksiz/lüzumsuz/saygısız/kibirli bir unsur olmadığı için yukardaki şu küçük olayı abartarak (nazarlık) ilave etme gereği duydum.
neyse,
denyonun boşalttığı bankoyu önümde bekleyen kadına ikram ettim, onun da işi heme bitti ve sıra bana geldi.
hengi servise geldiğim soruldu, cep telefonum alındı, kayıt yapıldı, ödemeyi yaptım ve 4.kata yollandım.
bakın bunları bu şekilde anlatmama şaşırıyor olabilirsiniz, ama çok şaşırtıcıydı,
bu süreçte tek bir gereksiz cümle kurulmadı, yandan biri mevzuya dalıp soru sormadı, her şey tam da olması gerektiği gibi tıkır tıkır ilerledi.
bindiğim asansör tek sayılı katlara hizmet veriyormuş, bindikten sonra fark ettim ve 5.kata çıkıp merdiven ile 1 kat aşağı indim.
4 kat kbb ve diş servislerine palşatırılmış (kardeş payı).
Diş servisi kat bankosunda 2 memure vardı, sanırım diş servisi yoğun çalışıyor.
Kbb kat bankosunda kimse yoktu hatta duvara bitiştirilmişti.
randevu aldığım doktorun adının yazdığı kapının üstündeki elektronik panoda adımı gözlemeye başladım. Önümde 2 kişi vardı, ama içerdeki hasta çıkınca hemen benim adım yandı, demekki üstümdeki 2 kişi randevu almış olmalarına rağmen hastaneye giriş ve kayıt yaptırmamıştı ki, direk sıra bana aktı.

Kapıyı tıklatıp içeri girdim , doktor hanım buyrun şöyle dedi, doktor hanımın gösterdiği sandalyeye doğru yürürken masanın üstündeki kolonya şişesini açtığını fark ettim, karşısına oturdum ama, inisyatif aldı ve bana kolonya ikram etmedi, bakın burada kendimi asla övmedim, bir doktor/çalışan/görevli kişi inisyatif aldı dedim, işte burası çokomelli hak-katen çok ama çok ama çok önemli!

Devlet dediğimiz bir inisyatifler “lego’su” dur. O küçük insiyatifler birleşir ve güçlü bir devlet (kündekair) ortaya çıkar! Yeter ki, vatandaşım diyen, bürokratım diyen, amirim, memurum diyen her kimse, cürmü kadar insiyatif almaktan kaç/ın/masın, ona buna yamamaya/yamanmaya çalışmasın!

Neyse, devam edelim;

Derdimi anlattım, doktor hanım anladı, beni kbb koltuğuna doğru yöneltti (dişçi koltuğu gibi bir alameti farika).
koltuğa oturduğum da tam karşımda duran Mustafa Kemal Atatürk resmini fakr ettim.(her/hangi bir devlet kurumuna gittiğim de genellikle gergin olurum, çünkü beni ve/ya devletmi utandıracak görüntüler ile karşılaşmaktan çekinirim.)
bu fark edişin ardından, şunları da fark ettim ki,
doktor hanımın sekreteri yoktu , hemşiresi de yoktu, tüm işleri kayıt vs. kendi yapıyordu, çünkü yapabiliyordu.
kulağımı yıkadı, önce yeni sonra eski metodlarla, kulağım duymaya başladı,
karşılıklı teşekkürleştik ve beni uğurladı.

Çıktığımda dizlerim titiriyordu, hemen eşimi aradım ve gözyaşlarımı tutamayarak tüm bu olayları anlattım.

Bu yazıya çarpıcı bir başlık atabilirdim de hiç gerek yok,
özellikle muradım şu yazıyı, asri, koça götlü, sakal makyajı yaptıran toromanlar ile,
türbanlı hırkalı, pantalonlu stilettolu ssümeyraşah’lar okusun!

Onlara kızgınlığım önlerine ne konursa yiyor oluşlarından dır!
Nerden nasıl geliyor bunlar diye sorgulamıyor oluşlarındandır!
Konu ne din dir ne de ideoloji,
konu sadece ve sadece konfora ne kadar tutsak olduğundur,
doğaya topluma ne kadar kaynaştığın dır,
konu,
bir nokta kadar dahi olsa var olmana sebep bir keşif yapıp, onu miras bırakmaktır!
Yoksa kimse anasını babasını içine doğduğu kovuğu seçemiyor/seçemez!
kovuğu/kabuğu kıranlar kuş olur uçar,
kıramayanlar, kovuğun konforuna hapis olanlar ise,
eninde sonunda bir tavaya omlet olurlar!

simgeleri,
herkez ve herkes için imgeleri biçimliyor,
kırın o simgeleri, özünüz semirsin gürleşsin,
öz-gür l-e-ş-s-i-n!

bugün benim için önemli bir gün,
çocuklarına hep umut aşılaşım olan ben, yıllar yıllar sonra tekrar umutlandım.

Öyle kaptırmışım ki, konuyu özüne bağlamayı unutacaktım;
Dostlar, kızılay kurumlarını bir şekilde hayatınıza katın ve destekleyin, rağmen destekleyin, rağmen.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun